Evlilik, insan yaşamının en doğal, en heyecanlı, en önemli, en mutlu aşamalarından biridir. Kimileri tarafından kutsal bile görülür. Evlilik kurumu da içinde yaşadığımız toplumda asimilasyonun hizmetinde bir araç hâlindedir. Bu yazımızda, doğal gibi görünen, aslında insanın içini acıtan, bu konuda bire bir yaşadığım iki örnek vermekle yetineceğim.
Birinci örnek: Ali, kırk yıllık arkadaşım, kendisi de eşi de Kürd. Kızları Berfin'in ise adından başka Kürdlükle bir ilgisi yok, birkaç sözcük Kürdçe biliyor. Berfin'in düğününe gittik. Damat batı illerinden, Türk oğlu Türk bir delikanlı. Düğünde, konuşmalar, müzikler hep Türkçe. Bir ara halay için Kürdçe bir parça çalındı. İkincisi çaldığında, baktım gelin yerinden fırlamış çalgıcıların yanında. Kürdçe kesildi, gelin rahat bir nefes alarak damadın yanına döndü. Daha ilk günden evlilik tehlikeye girmemeliydi! Baba sıkıntılı, ama neylersin...
İkinci örnek: Hasan, otuz yıllık arkadaşım, kendisi de eni de Kürd. Oğulları Roni'nin de yukarıda söylediğimiz Berfin gibi adından başka Kürd bir yanı yok. Roni doktor oldu. Okul arkadaşı Türk bir kızla evlenecekti. Geçenlerde düğünlerine gitik. Duğün, çiftetelliler, Ankara karşılamaları ve Şeyh Şamil oyunlarıyla sürdü. Baba çok istediği hâlde, düğünde Kürdçe pek duyulmadı. Ama baba dayanamamış, bir davul-zurna ek bi getirmişti. Sözsüz bir şekilde de olsa, davul-zurna eşliğinde halaylar çekildi. Ancak garip bir şekilde, davul-zurna çalarken büyük ekrana yansıyan video çekimi kesildi. Bizim masadan bir arkadaş, ısrarla niye video çekilmiyor diye sağa sola sordu Nihayet, video çekimi yapan görevliye, "Niye çekim yapmıyorsun?" diye sordu. Görevli, "Gelin Hanım, bu bölümün çekilmemesini istedi." dedi. İlerde izleyecekleri, belki çocuklarına, torunlarına gösterecekleri bu filmde, iptidai