Zweig, intihar etmiş bir yazar malum. Hikayelerinin bazılarında da intihar eden karakterler görüyoruz. Bu kitaptaki Leporella adlı hikayede bunu görüyoruz. Liman Gölü Kıyısında Olay adlı hikayede ve Avare adlı hikayede bunu görüyoruz.
Ay Işığı SokağıStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202182bin okunma
Bu kitaptaki hikayeler beni kahretti. Sabahattin Ali'nin birçok kitabını okudum. Ve her birisi ayrı ayrı insanı muhakkak kahreden yönleriyle dolu. Adeta Sabahattin Ali, insanı kahretmeye azmetmiş gibi. İnsanı ağlatmayan yönü mü yoktur? Yumruğunu sıkmaya sebeb olan yönü mü yoktur? İnsanı kahr u perişan eden yönü mü yoktur?
Son hikayeyi de okuduğumda sıkılmış yumruğumla şöyle dedim içimden: "Eee, bu da onun yanına kâr kaldı."
Hayat, Sabahattin Ali'nin gözünden kahredici, ızdırap verici, yakıcı, üzücü, yıpratıcı, vahşi, acımasız ve delicidir. İstemsiz bir yerli distopya evrenidir Sabahattin Ali'de hayat. Sabahattin Ali'nin Karakterleri yaşamı insanca yaşamak isteyen, çok şey istemeyen, basit, herkesten insanlardır. Ama zalimler topluluğu, izin vermezler bu gariban insanlara insanca yaşamaları için. Akan kanlar, kirletilen namuslar, karartılan hayatlar kol gezer bu hikayelerde. Zalimin eline geçen güç delici bir şekilde üstünden geçer kendi hâlindeki insanın. Ve bu kendi hâlindeki insanın yaşamak için tek yolu vardır: Yaşamak istiyorsan katlet. Yoksa ezilirsin. Kimisi buna cesaret eder ve kendini feda eder. Bu iyiye giden bir hayata mutlak bir garanti temin etmez ancak insanın içini soğutur. Irz düşmanına vurulan o tokat, zalime sıkılan o kurşun şunun haykırışıdır: "Yaptığınız yanınıza kâr kalmadı, kalmayacak."
Aslında bu hayatlar bizim. Bu yüzden arka kapakta da yazan söz geçerli bu hikâyeler için: " Sabahattin Ali'den zamana direnen hikayeler."
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,8bin okunma
Orhan Pamuk 'u ilk defa okudum. Peki okuduktan sonra şimdi ne düşünüyorum, ne hissediyorum? Daha okuduğum sırada düşündüğüm şey, Pamuk'un fazlasıyla okunması gereken bir romancı olduğudur. Yargılamak değil anlamak, ahkâm kesmek değil anlatmak anlayışı benimsediğini anladığım gerçek bir sanatçı olduğunu kitabı okurken anlıyor insan. Kendi tanımıyla Türkiye'nin minyatür bir profilini ortaya çıkarmak istemiş. Başarılı olmuş mu peki? Başarısız diyemem. Başarılı denir mi? Elbette, denir. Bazı şeyleri daha çok ön plana çıkarabilirdi. Şey diyorum, bilerek şey diyorum. Çünkü o "şey"lerin ne olduğunu bilerek gizliyorum. Çünkü bana göre daha fazla öne çıkarılması gereken "şey"ler başkası için gerekli olmayabilir. Ayrıca kendisi yazar olarak kurgusunu belli bir merkezde tutma özgürlüğüne sahip.
Yine de içeriğin, ana hikaye için yeterli olduğunu düşünüyorum. Şunu da belirtmek gerekir ki: Post-modern edebiyatın egemen olduğu anlatı dünyasında yani günümüzde, bu romanın anlatısı da fazlasıyla bunu gösteriyor bize. Yazarın bir karakter olarak görünmesi, gerçek ile kurgu arasındaki geçişi sisli bir alana dönüştürüyor.
Ayrıca hikayenin en merak konusu olacak olaylarından bazılarının cevapsız kalması ise üzerine düşünülmesi gereken yerler. Yazarın bunu bilinçli tercih ettiğini anlamak zor olmasa gerek.
KarOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202517,8bin okunma
Kürtlükle ilgili okuma yapan birinin okumasını mutlaka öneririm. Birçok şey yerine oturacaktır. Kafası karışıkların kafasını netleştricek, kafası net olanların fikirlerini pekiştirecektir. Ve eğer İsmail Beşikçi'yle tanışmamışsanız, tanışmanız için bir fırsat olacaktır.
Türklere ve Kürtlüğünü inkâr eden Kürtlere ders olarak okutulması gereken bir kitap. Ayrıca bu meselede derinleşmek isteyenlerin de başvurması gereken bir kaynak. Çünkü sosyolojik kodları çok isabetli bir şekilde ortaya seriyor. Mücahit Bilici, kıymetli bir düşünür. Mutlaka uğranılması gerekiyor bence.