Figen Akyol

Figen Akyol
@figenakyoll
Yunan bir filozof şöyle demişti: Bir kere sınırı aşan için artık sınır yoktur. Yani her günah mübah, her ahlaksızlık makbul, her hırsızlık artık mümkündür.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir sabah yataktan çıkmak istemedim. Her zamanki gibi gözlerimi açtım, penceredeki ışığı gördüm, sokaktan gelen sesleri duydum ama kalkamadım. Adına hayat denilen bu saçmalıklar dünyasının bir parçası olmak bana anlamsız geldi. Yatakta kalmayı seçtim. Yatakta değil aslında, o kuyuda kalmayı.
Tümüyle haklıydı, belki eskiden de berbat bir yerdi dünya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüretkâr değillerdi. İnanmasalar bile bilgiye kıymet veriyorlardı, vicdanlı olmanın öneminden bahsediyorlardı, merhametli olmak gerekir diyorlardı. Haklı olmanın, adil olmanın, fedakar olmanın bir anlamı, bir değeri vardı. Oysa şimdi insanlık barbarlık dönemine geri dönmüştü. En kıymetli şey güçtü, güce sahip olmaktı. İster zenginlikle, ister siyasetle, ister dinle, ister futbolla, ister çalarak, ister uyuşturucu satarak, isterse öldürerek elde edilmiş olsun hiç fark etmez, güce sahipsen bütün kapılar sana açılıyordu. Üstelik kimse de bu saltanat, bu kudreti, bu zenginliği nasıl elde ettin diye sormuyordu. Çünkü gücün pazarlayıcısı cehalet olmuştu, onu kıymetli hale getiren ise ahlaksızlıktı. Cehalet bütün kötülüklerin temeliydi. Ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, zalimlik aklınıza ne gelirse cehaletin üzerinde yükseliyordu. Eskiden cahillik utanılacak bir şeyken, şimdi halkın otantik bir kimliğiymiş gibi sunuluyordu. Bilgili olmak adeta bir suça dönüştürülmüştü, cahillik ise artık milli kimliğimiz olarak alkışlanıyordu. Bu da hayatı öldürüyordu işte. Yaşamanın manasını elimizden alıyordu. Toplumun, ailenin, arkadaşlığın, aşkın, sevginin, hepsinin içini boşaltyordu. Alıştığımız dünya, alıştığımız ülke, alıştığımız İstanbul, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından. İşin kötüsü herkes, hepimiz şikâyetçi olmamıza rağmen elimizden hiçbir şey gelmiyordu.
Çünkü unutmak sorunları çözmez, göz ardı etmemizi sağlar. Evi temizlerken çer çöpü halının altına süpürmek gibi. Ama halının altındaki pislik yok olmaz, hep orada kalır. Daha da kötüsü bir gün ortaya çıkar.
Bazı insanlar bize iyi gelir; gülüşleri dünyamızı aydınlatır, sesleri içimizi ısıtır, bakışları yaşama sevinci verir. Bazı insanlar şifadır.