Bazı şeylerin güzelliğini anlamak için beklemek şart. Biz buna özlemek diyoruz. Eğer özlen oluşması için fırsatlar yaratmazsak sürekli tüketen ama asla doymayan garip bir paradoks içine düşmemiz kaçınılmaz.
Dört bir tarafımız haz kaynaklarıyla çevriliyken kronik bir mutsuzluğa mahkum olmamız içinde bulunduğumuz dönemin en güzel özetidir. Bunu denizin ortasında susuzluktan ölen bir insanın durumuna benzetebiliriz.
Kronik tatminsizlik: Sürekli başkalarına imrenen, herkesi kıskanan ve elindekilerin kıymetini bilmeyen bir canlıya dönüşüyorsunuz. Üstelik etrafınızda ihtiyacınız olmayan tonlarca şeye sahipsiniz. İşte bu kısır döngü beyninizdeki karadeliği o kadar büyük bir hale getiriyor ki bu delik siz de dahil olmak üzere önüne gelen her şeyi yutuyor.