Bir doğa manzarası karşısında kendinizin ve dertlerinizin küçücük kaldığı, dünyanın ise kocaman olduğu hissine kapılıyorsunuz ve bu his egonun baş edilebilir bir boyuta inmesini sağlayabiliyor.
Asıl ihtiyaç duyduğunuz şey bağ kurmak. Oysa bizim kültürümüzde çeşitli eşyalara ve daha yüksek bir statüye ihtiyaç duyduğumuz söyleniyor ve gerçek ihtiyaçlarımız karşılanmadıkça- kendimizden ve toplumdan gelen- bu iki sinyal arasındaki uçurumda depresyon ve kaygı boy gösteriyor.
İnternet pek çok insanın başkalarıyla aralarında bir bağ olduğu hissini çoktan kaybettiği bir dünyada doğdu. Uzun yıllardır devam eden bir çöküş süreci söz konusuydu. İnternet ortaya çıktığında bu insanlara kaybetmekte oldukları bir şeyin bir tür parodisini sundu- komşuların yerine Facebook arkadaşları, anlamlı çalışmanın yerine video oyunları, dünyada kazanılan statü yerine durum güncellemeleri.