Klasik ve sevdiğim bir İskender Pala dili ile karşılaştım Surname’de. Bence epey akıcı bir kitap olmuş, keyifle ve hızla okudum kitabı.
Gelelim kitabımızın konusuna, 3 şehzadesi için dillere destan bir sünnet düğünü yapmak ister Padişahımız ve tam o sırada sadrazamı ölür. Düğünün önüne bu üzücü olayın geçmemesi için yeni sadrazamı düğün sonrasında seçmeye karar verir Padişah.
Ve işte tam da bu sırada olanlar olacaktır. Hırs, yükselme çabaları, ihanet, karşısındakini ezip geçmek için yapılan türlü oyunları izliyoruz kazasker ve defterdar arasında… Sadrazamlık bir o tarafa bir bu tarafa kayacaktır.
Nusrettin ve Nasrettin ikiz kardeşlerimiz. Bir dergahta kalırken ailelerinin katillerine rastlar Nasrettin. Hiç bir zaman tahmin edemeyeceği kişilerdir katiller, devletin yüksek makamlarından. Onların peşine düşer Nasrettin ve canları pahasına devleti aliye için de çok yararlı olacak işler başaracaktır. Bakalım bu kadar ihanet içinde kazanan kim olacaktır???
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitabı okumaya başladığımda her bölümün ayrı bir hikaye olduğunu düşünerek başladım nedense. İlk bölümler biraz kopuk gibiydi ama sonradan toparladı hikaye.
Üniversite öğrencilerinin de katıldığı bir dernek vardır. Ama süreç içinde dağılır gider. Çünkü herkes bir yerlere gelmek için bir şeylerden vazgeçecektir. Kimisi dinini yaşamayı bırakacaktır zengin hayat için, kimi davasından vazgeçecektir iyi mevkilere gelebilmek için…
Hayat tam olarakta bu değil mi zaten. Herkes kendi tercihini yaşar.