CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
19 dk. · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Kırk sekiz yaşında ,artık, sabırsız değildim; kendime güveniyordum; kendi yapımın izin verdiği bunların fikir düzeyinde olduğunu anlamanı isterim ; çılgınlık , bu sözcüğü ille de kullanmam gerekiyorsa , daha sonra ortaya çıktı .

Hadrianus'un Anıları, Marguerite YourcenarHadrianus'un Anıları, Marguerite Yourcenar

Nacizane kalemimden. Keyifli okumalar!
Bir sosyalleşmedir aldı başını gitti son zamanlarda..
''İnsanlar mahremiyetini gözler önüne bu derece neden serer ki?'' diye bir soru günlerdir zihnimde.
Eski zamanlarda bir tabak yemeği komşusuyla, eşi dostuyla paylaşmaya can atan annelerimiz, anneannelerimiz, dedelerimiz varken şimdi tabak tabak yemeğin görüntüsünü çekip, sosyal medya mecralarında paylaşan bir nesil haline dönüştük. '' Alabilme, tadabilme gücü var mıdır? '' diye düşünmeden üstelik!
Acaba kaç ''like'' gelecek bu mükellef soframa diye elimizde telefon bekler olduk!
Neredeyse insanlar artık oturma odamıza, yatak odamıza, mutfağımıza hatta ve hatta tuvaletimize kadar girecek hale geldi!
Televizyonumuzun markası, koltuğumuzun modeli hakkında dahi bir fikir sahibiler mesela!
Hiç tanımadığımız insanlar hakkında dahi bir fikrimiz var artık!
Mesela Ayşe !
'' O ,şu an bulaşık yıkıyormuş kardeşim, öyle yazıyordu profilinde.'' diyebiliriz rahatlıkla.
Ya da Ali !
''O, şu an camii yollarında.. '' Sultanahmet'te teravihe duracakmış.''
Namaza duruyor Ahmet! Kadraj mükemmel olmalı. '' Haberim yokmuş gibi çek! ''

Velhasıl iyi ki sosyal medya var..

Bazı kitapları değerlendirirken, diğer okuyuculara net fikirler versin diye objektif davranmaya çalışırım. Benim gözümden, eğrisi doğrusu neyse onu belirtirim elimden geldiğince. Ama bazı kitaplar da var ki, onlara duygusal yaklaşmamak elde değil. Sonuçta profesyonel eleştirmen değilim ve burada da zaaf göstereceğim bir konu var halihazırda: Futbol.
Futbolla ilgilenen bir çoğumuz, çocukluk veya delikanlılık çağlarımızda şunu bir kez de olsa aklımıza getirmişizdir: Biz kendi ülkemizin futbolunda kendimize yer bulamıyorsak, öte yandan yetenekli olduğumuzu düşünüyorsak, acaba başka bir ülkede, mesela futbolun nispeten az ilgi gördüğü bir yerde oynasak nasıl olurdu? Bu fikirle kendimizi hayaller alemine daldırır, haritada yerini gösteremeyeceğimiz yerlerin futbollarında, kendimizi o toprakların Sheva'sı, Pirlo'su, Maldini'si veya Oliver Kahn'ı hayal ederdik. İşte bu adamlar işi hayalden öteye taşımışlar. Bizim milletin kronik rahatsızlığıdır zaten. Hayal eder ama bir şekilde eyleme dökemeyiz, elin adamı ise canını dişine takıp hayalinin peşinde koşar.
İki sıkı dost, Paul ile Matt, İngiltere'nin turnuvaya katılma ihtimalinin, Andorra gibi güçsüz bir takımın Rusya'yı yenmesine bağlı olması sonrasında bir karar verirler: Futbolda güçsüz bir ülke bulup o ülkenin vatandaşı olacaklar ve milli formayı giyecekler. Fikir güzel, lakin bürokrasi ve kurallar diye bir şey var. Sonrasında kafalarındaki roller biraz değişime uğrasa da hedeflerine doğru ilerliyorlar ve o ülkeyi buluyorlar: Mikronezya Federal Devletleri'nden küçük bir ada ülkesi Pohnpei. Kitabın adını gördüğümde bunu bir kişi adı sanmıştım ama sonrasında öğrendim ki ülkenin adıymış. O kadar bilmediğim bir ülkeydi yani. İşte yağmurlarla ve nemle yoğrulmuş, tarihi boyunca türlü ülkelerin gelip geçtiği, savaşlar, isyanlar ve sömürgeler sonucu bugünlere gelmiş bu topraklar, artık futboluyla kendini ispat etme yoluna girecektir kahramanlarımız sayesinde. Yalnız her yabancının, bilmediği bir yerde başına gelebilecek türlü zorluklar ve olaylar, bizim iki İngiliz kafadarın başına da gelecek haliyle. Her şey güllük gülistanlık olacak değil ya. Hikaye bu doğrultuda ilerliyor ve bizimkilerin amacı, tarihinde hiçbir resmi galibiyeti olmayan bu ülke takımına bir galibiyet de olsa kazandırabilmek.
Kitabın anlatımı akıcı ve güzel. Çeviri de hoşuma gitti, aksaklık göze çarpmıyor. Amatör ruhu ve bu ruha eşlik eden heyecanı, azmi ve başarıyla gelen katıksız sevinci derinden hissediyorsunuz okurken. Tek sorun, karakter fazlalığı oldu benim için. Ama okurken bir yerden sonra aşina oluyorsunuz isimlere ve karakterlere. Hatta içlerinden kendinize yakın hissettikleriniz dahi çıkabiliyor. Futbolu seven herkesin okurken keyifli vakit geçireceğini düşünüyorum.

Öyle birden bire
Değişik telaşlara, arzulara, isyanlara
Meylim vardır benim..
Saat sabahın kaçını vurur
Görmez gözlerim,hislerim..
Günün ışığıyla aydınlanmayan
Sanırım bir tek benim içim.
Kafam uyumuyor doktor
Beni benden bile alıyor anılarım
Odama astığım tonlarca posterin
İntihar mıdır cinayet midir
Bilmem nedendir
Davası var benimle doktor.
Manzaramı içselleştiren gazete kağıdının
Yapıştığı asfalttaki cesedimi örtme konusunda
Tereddütleri ve yanılgıları var doktor.
Uyuşmuyor üçüncü sayfalara konu olanlarla bedenim
İmkan ver bana çizip anlatayım doktor.
Gırtlağıma kadar dayanan çizgide
Pusuda bekleyenler var
Bir gökdelenin 84.katında
Siyah bir arabanın üstüne çakılarak
Güzel bir intiharı, cebinde umutsuz dizelerle
Vaat eden ve beni satın almak isteyen duygularım var doktor.
Bir tabloya bütün hüznümle yansimam gerektiğine,bir şiire ana fikir olmam gerektiğine,bir şarkıda iç yakan bir dize olmam gerektiğine
Beni inandiran sanrılar var doktor.
Senin de yalan olduğunu inanmama şahsi iradesiyle inanan insanlar var doktor.
Hepsi kafamın içinde.
Kafam susmuyor.

Evren, bir alıntı ekledi.
8 saat önce · Kitabı okuyor

İnsanlar, ... herhangi bir konuda ana sebepleri araştırmadan hemen el altındaki ikinci derece sebeplere bağlanıverir ve doğru hareket ettiklerinden emin oldukları için rahatlarlar; en önemlisi de budur zaten. Herhangi bir işe başlamadan önce, ilkin rahatlamak, bütün şüphe ve tereddütlerden kurtulmuş olmak şarttır. İyi ama ben kendimi nasıl rahatlatayım? Dayanabileceğim esaslar, ana sebepler nerede? Nereden bulacağım bunları? Sırf fikir jimnastiği yapmak için ele aldığım herhangi bir ana sebep bile arkasından daha önceki bir sebebi sürüklüyor ve bu böylece aralıksız devam ediyor. Anlayışın, derin düşünmenin esası da budur.

Yeraltından Notlar, DostoyevskiYeraltından Notlar, Dostoyevski

Ahmed bin Hanbel hadisinde buyurmuştu ya Resulü Ekrem Efendimiz (a.s): “Hırsızların en kötüsü, namaz(ın)dan çalandır.” Soraram sana Ey Dost! fikir hırsızlarının hali nicedir?.. i.Ertaş

Sibel, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu

18. yüzyılın ruh sağlığına ilgi duyan hekimleri sıla özlemini ve evden uzakta, gurbette olmanın acısını 'nostalgia' kavramıyla ifade etmişlerdir. (Yunanca'da nostus; eve dönüş ve algos; ağrı). Bu sözcük 1688'de ilk defa kullanılmış ve daha çok evlerinden uzaktaki çökkün paralı askerlerde tanımlanmıştır. Bulgular ve teşhis, neden ve tedavi üzerine tezler kaleme alınmış; sonunda en iyi tedavinin nostus (eve dönüş) olduğunda fikir birliğine varılmıştır. Eski hekimler ruhun yanlış yerde bulunmaktan bîzar olabileceğini, yanlış yerde olmanın melankoli veya nevrasteni gibi ruhsal sıkıntılara yol açabileceğini hissetmişlerdir.

Özgürlüğün Baş Dönmesi, Kemal Sayar (Sayfa 50)Özgürlüğün Baş Dönmesi, Kemal Sayar (Sayfa 50)
Muammer, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okuyor

--Eğri direk eğri gölge verir! Sen putlara gerçek ilah muamelesi yaparak fikir tohumunu çorak toprağa ekmektesin. Gel, asıl ölümden sonra başlayan hayat makamında her şeyi ve seni yaratan yüce Kudret ile otur. Taş kafalılık edip de taştan putlara rehin olma!

Ebu Zer, Hasan Basri Bilgin (Sayfa 25)Ebu Zer, Hasan Basri Bilgin (Sayfa 25)

Siz eğitilmezsiniz!
Binkitap gibi bir uygulamada bile bazı evrimini tamamlayamamış oluşumlar sapıkça zihniyetlerinden asla vazgeçmiyor.Direkt mesajın (buradaki insanlar kitaplar hakkında fikir alışverişi için kullanıyor) insanları taciz etmek için var olduğunu düşünenler mevcut.Bazı erdemler ve ahlâk özellikleri ne yazık ki sonradan kazanılmıyor.

Mustafa KUVA, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okuyor

Zamanımızı yönetmek,
daha fazlasını yapmak, daha fazlası olmak ve modern
teknolojinin yarattığı harikalar sayesinde daha yüksek
verimliliğe ulaşmak için onca çabaya rağmen, neden
kendimizi gitgide “incir çekirdeğini doldurmayacak
şeyler”le uğraşarak sağlığı, aileyi, kişisel bütünlüğü ve
işimiz açısından çok önemli olan birçok konuyu ikinci
plana alırken buluyoruz? Sorun, hayatın destekleyici
motoru olan işimiz değildir. Karmaşıklık ya da
değişim de değildir. Sorun, çağdaş kültürümüzün
“daha erken git, daha geç saatlere kadar kal, daha
verimli ol, şimdilik özveriyle yaşa,” demesidir – oysa
gerçekte, zihinsel denge ve huzur bu şekilde
yaratılmaz; kendi yüksek öncelikleri hakkında açık bir
fikir sahibi olan ve onlara odaklanıp onlarla
bütünleşen kişilerde ortaya çıkar.

Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı, Stephen R. CoveyEtkili İnsanların 7 Alışkanlığı, Stephen R. Covey