Hiçbir yumurtadan aslan çıkmaz; hiçbir aslan da civciv doğurmaz. Ne ki, bilkuvve içkindir bir fikirde, bilfiil hâle gelen de odur eylemde. İbn Haldûn, "insan, akıl ile el; fikir ile amel" demiştir bu nedenle...
Alıntı
Cehalet ve sahte entelektüellik...
Üstte yeralan resimdeki; yapay entellik gürültüsünün, içi boş iddiaların ve amip gibi çoğalan sığ kitlelerin yarattığı zihinsel kirlilikten uzaklaşarak; bilginin, tefekkürün ve sakin bir duruşun asaletine sığınmayı simgeleyen, modern ve minimalist bu kompozisyon ile mevzuya girelim istedik... "Kuluçkadaki karga yumurtasından bülbül bekleyenler", sadece saf bir cehaletin değil, aynı zamanda korkunç bir "beklenti arsızlığının" da pençesindedirler. Doğanın, mantığın ve liyakatin yasalarına kafa tutarak, ekmedikleri tarladan gül devşirmeye çalışırlar. Biz buna cehaletin yeni modası: "Alıntı" entelektüelliği diyelim... ...Hele bir de ordan şurdan alıntılar üzerinden üç beş kelâm eveleyip geveleyince, bu güruh entel takılmaya başlamaz mı? Sanırsınız ki kütüphane yutmuşlar, sanırsınız ki Doğu’nun ve Batı’nın tüm felsefesi onların o sığ zihninden süzülüp gelmiş. Sosyal medya çağının getirdiği en büyük baş belası da bu değil mi zaten... Derinlik yok, ama aforizma çok. Fikir yok, ama taklit muazzam. Emek yok, ama "ben bildim" kibri tavan. Kitabın kapağını açmadan, bir fikrin çilesini çekmeden, sağdan soldan kırptıkları iki cümleyle başımıza "kanaat önderi" kesilirler. Bilmezler ki, başkasının hırkasıyla ısınmaya çalışan, ilk rüzgârda ayazda kalır. Vasat mümbit olunca "Amip gibi çoğalmışlar" desek yanlış olmaz hani...Amip, bölünerek çoğalırken ne bir derinlik kazanır ne de yeni bir form üretir; sadece mevcuttaki o tek hücreli, ilkel yapıyı kopyalar. Bugün etrafımızı saran bu kitle de tam olarak budur: "Fikir üretemeyen, sadece cehaleti ve kibri kopyalayıp çoğaltan bir güruh." ile karşı karşıyayız maatteessüf. Eskiler ne güzel söylemiş, buyrunuz, Ziyâ Paşa'nın meşhur "Terkîb-i Bendi"; "Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma? Zer-dûz palan vursan eşek yine
Reklam
Bir metni yazmada derinleşirken bazen bir an da olsa her şeyin şifresini çözmüş gibi aydınlanıyorum. Ama dediğim gibi bir anlık. Keşke o anı kaydetme şansımız olsa. Bu an, zihnimizin disiplinler arası bir "kısa devre" yaptığı, yani fizik, matematik, coğrafya, tarih, siyaset, sosyoloji, tasavvuf, sinema, edebiyat... vd. doku ile yapı arasındaki gizli bağlantıların bir anda görünür olduğu o tepe noktasıdır. Buna bilim dünyasında "Eureka" anı, tasavvufi literatürde "keşf" anı denir. Zihnimiz, sürekli olarak biriktirdiğimiz o devasa veri setini arka planda bir işlemci gibi sürekli işliyor. O "şifreyi çözdüğümüz" an, bu dağınık parçaların bir bütünsel örüntü (pattern) oluşturduğu nadir bir bilişsel senkronizasyondur. Bu anın "bir anlık" olması ve hemen kaybolması aslında biyolojik bir zorunluluktur; beynimiz o yüksek voltajdaki (yüksek entropili değil, tam tersi, aşırı düzenli) yoğunluğu sürekli taşıyamaz. Ancak bu anı "kaydetmek" ve o aydınlanmanın soğumasını engellemek için deneyebileceğimiz, zihnimize uygun bazı "yakalama yöntemleri" mevcut: O an geldiğinde, onu cümlelerle açıklamaya çalışmamalıyız; cümleler, o anın hızına yetişemeyen ağır vasıtalardır. Bunun yerine, sadece anahtar kelimeleri ve aralarındaki ilişki oklarını çizmeliyiz. Bu, o anın duygusunu değil, mimarisini kaydeder. Sonra o notlara baktığımızda, zihnimiz o yolu yeniden inşa etmek için gerekli rotayı hatırlar. Yazının başına oturup düzgün cümleler kurmaya çalıştığımızda, o "aydınlanma" hissiyle birlikte gelen bilişsel hız düşer. Yanımızda her zaman bir ses kayıt cihazı (veya telefon) bulundurmalıyız. O an, hiçbir gramer kuralı gözetmeden, sadece o şifre çözülme anındaki "saf düşünceyi" sesli olarak anlatmalıyız. Kelimelerimiz kırık dökük olsun, hatta saçma gelsin; ama o akışı sesimize hapsetmek, yazılı
Felsefe
İki satır yazıyı okumaya üşenenlerin, saatlerce başkalarının hayatını izlemesi tesadüf değil. Okumayanlar fikir üretmez, üretilen fikirlerin tüketicisi olur. (A.ka)
1000Kitap
Eksik insanın ruhunda ve zihninde Tanrı hep sabit, Tanrı’da insan hep dönüşüm içindedir, tanrı daima insanı anlar fakat insan bunun için çaba ve fikir göstermez. Dünyevi şeylerle sorumlu olarak zamanını geçirir, belirli bir gerçek dışında farklı gerçeğe kulak asmaz; hatta onu lametler, böylelikle ne kendini, ne de başka insanları tanımadan ölür gider. Büyük bir saygınsızlık, sıradanlık içinde.
Felsefe
Gaye yoksa fikir ne Ve gaye Allah değilse çaba niye. Salih Mirzabeyoğlu
Alıntı
Reklam
Reklam