“Hak tecelli eyledi zātından oldı rü-nümā
Cümle 'älemden hüläsa ādem oldı muțlakã
Vechine mirat idindi kıldı anı ıstıfa
İki kāşuñ arasında çekdi hațt-ı istivă
'Alleme'l-esmã yı ta' lim itdi ol hatdan Hudā”
•hatt-ı istiva, burada ekvator çizgisinden ziyade insanın iki özelliğini ayıran bir düz çizgi; belki insanın maddesiyle manasını bir araya getiren bir hat. mevlevihanelerde şeyh postunun da bulunduğu mihrap ile kapı arasında da bir hatt-ı istiva bulunur ve dervişler burayı da selamlarlar.
“Kendüni mürşide ir gür ta ki kendün bilesün
Men 'arafsırrını yå Hü yine sende bulasuñ
Bilmez iseñ nefsüni oldem ki bilmem no'lasun
Secde eyle Âdem'e tã kim Hakk'a kul olasun
İden ademden ibã Hak'dan dahi olur cüdã”
• “nefsini bilen, rabbini bilir” sırrının yolunu, büyükler tecrübesiyle kolaylaştırıyor…
“Sanma elvän căme ikså eyleyüp giymek harir
Ädemiyet bu degildür olma a'mã ol başir
Hakk'ı kim 'ārif olursa şübhesiz oldur emir
Kenzün lā yefnä-yı bilmez kandedür illă fakir
Bahr-ı bi-pāyãnı bulmaz itmeyen terk-i sivā”
• Güzel insanların gönlü tükenmeyen hazinedir…
O'nun dışındaki bütün sevdalardan vazgeçmek… bu sevdalardan vazgeçince kenz-i lâ-yefnâ ile tanışıyorsunuz.
(‘manevi susuzluğumu sonsuz denizinden kandıracak zatı bana bildir’)
“Hakk'ı bilmez bunda anda kendi nefsin bilmeyen
Hem bu 'ilmi añlamaz bir 'arif-i Hak bulmayan
Eylemez seyr-i ilã' llăh iki kerre togmayan