Oysa ben hapsolmuştum. Sanki polisler beni yakalayıp içeri tıkmışlardı. Benim hapishanemle gerçek bir hapishane arasında tek bir fark vardı. Hapishanedeki parmaklıklar sisten yapılmıştı ve hücredeki arkadaşlarımın hepsi kaçmıştı.
64. Hikmet
Ukubetin kendisinden gecikmesinden dolayı müridin sû-i edebde bulunması, onun cehaletindendir. O şöyle der: “Eğer bu bir sû-i edeb olsaydı, -Allah- yardımı keserdi ve uzaklaşmayı gerektirirdi.” Halbuki haberi bile olmadan yardım ondan kesilir. Hiç yoksa -ihsanın- artmasını men etmesi yeterlidir. Bazen farkında olmadan uzaklık makamına konulursun. Hiç değilse seni isteğinle baş başa bırakması kâfidir.
Edeb mürid için her yerde her şeye karşı gereklidir. Yüce Allah'ın yarattığından dolayı herşeye saygı göstermelidir. Şayet Yüce Allah'a karşı edebi korumazsa hemen tevbe etmeli, zellesinden dönmelidir. Tevbeyi geciktirdiği takdirde yardım kendisinden kesilir. Uzaklaştırmaya müstahak olur.
Bazı hâllerde ilâhî meded, su-i edebten dolayı kesilmişken farkına varamaz. Bu durum helâke götürecek çirkin bir cehâlettir.
Kurtuluş da olmaz; meğerki Yüce Allah'ın bir lütfu, bir inayeti kendisine kavuşsun.
Cehalettir, çünkü nefsine yardım etmiş, kalbinin bozukluğuna muttali olmamıştır. Edebe ters davranışlarda bulunup nefsinden yana olması bakımından da büyük bir beladır. Ey insan! Sen ağaçlara benziyorsun, yavaş yavaş kurumaya ve helâk olmaya gideceksin.
Ağaçtan su kesilince susuzluğun izi yapraklarında, dallarında derhal görülmez. Uzun zaman içerisinde, yavaş yavaş suyu azalır, yaprakları dökülür, dalları kurur, kökü toprak içinde olan damarlar bile çürür. Günün birinde yere serilmiş görürsün.
Ey mürid! Durmadan yükselmelisin, yeterli derecede çalışma-lısın. Çünkü artışı olmayan bir ticaret, noksanlığa yüz tutmuş demektir. Bir kimsenin bugünü dününden daha iyi olmayınca hüsran içindedir.
O'nun rububiyet sıfatlarına asıl ve kendinin kulluk vasıflarını bil -ona göre davran-
ne zaman ki için yüce Allah'ın esma-i hüsnasının manalarına güvenerek bağlanır, dışın da şeriatın hükümleriyle süslenir, işte o zaman Allah'ın vasıflarına yapışmış. kulluk vasıflarını bilmiş, kendine değil yüce Allah'a güvenir hale gelirsin. işte makam budur. Allah cümlemize nasip eylesin.
Eba Zer el Gıfari radıyallahu anh bir gün derdini Efendimiz aleyhisselama açarak söyle sordu:
“Ya Resulallah!
İnsan bir topluluğu sever de,
Onların yaptığı amellerin seviyesine bir türlü çıkamazsa onun hali ne
dacak?"
Fahr-i Kainât Efendimiz onun ne demek istediğini anladı ve kendisine
şoyle cevap verdi:
"Ey Ebu Zer! Sen sevdiğinle berabersin."
Ebu Zer radıyallahu anh derdini tam olarak anlatamadığını düşündü ve daha açık konuştu:
“Ben Allah'ı ve resulünü seviyorum" dedi.
Allah' ın Elçisi tekrar şöyle buyurdu:
"Ey Ebu Zer! Sen sevdiğinle berabersin."
Yüce Rabbim bizi de Habib-i Ekrem'iyle beraber eylesin.
Sayfa 421 - Ebu Davud, Edeb 111, 112, nr. 5126; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, 5/156, 166, nr. 21707, 21795. 421·Kitabı okudu