Huzur
Huzursuzluğun Kitabı
Tatar Çölü
Suyu Arayan Adam
Godotyu Beklerken
Yabancı
Tutunamayanlar
Erbain
Leyla ile Mecnun
Gibi
open.spotify.com/track/7BPshDxKS...
Hepimiz aşağı yukarı aynı merdivenin basamakları üzerindeymişiz gibi yaşıyorduk. Halbuki dönüşümde yahut bugün meselâ, artık eski yerde değiliz.Hayat şekillerimiz birbirinden ayrılıyor.Bir kısım insanlar çok değişiyor, bir kısmı olduğu yerde kalıyor.
Bize bir manivelâ lazım. Bu nedir?
İşte düşüncem. Bazen kendimizi kâfi derecede sevmediğimizi sanıyorum.
Hele insanı, düşüncemin etrafında toplanacağı
insanı bir türlü bulamıyorum.Kimin için yaşayacağım, kimin için çalışacağım?
Bu nasıl bir mahluktur? Dünyası nedir?
Ne düşünür? Nasıl yaşar? Ne yapar?
Bunu bilmiyorum. Kaldı ki, hadiselerle bu
süratle giderse, bu insanı hiçbir zaman
bulamayacağım gibi geliyor bana?
İnsanın kendi hayatına istikamet verecek bir fikri bulması ne kadar güç… Ayakkabı değil ki, hazırını alayım. Şimdiye kadar hep kelimelerle ve bir de hadiselerle yaşadık. Kelimeler bizi sarhoş etti; hadiseler kafamıza vurarak uyandırdı. İnsanı, tarihi ve hayatın ihtiyaçlarını göremedik.
Bu kadar yıkıntıdan sonra bu memlekete nasıl çalışma cesareti vereceğiz ve hakikaten gidilmesi lâzım gelen yolu nasıl göstereceğiz? Kendimi kaybetmiş gibiyim! Avrupa’ya giderken kendime mahsus iyi kötü bir dünyam vardı. Onun içinde yaşıyordum. Avrupa’da çok başka türlü bir âlemle ve bilhassa fikir denen şeyle karşılaştım. İyi hocalar ve hakikaten büyük insanlar tanıdım. Bizim şüphe dahi etmediğimiz bir yığın meselelerle karşılaştım. Bunlar beni çarçabuk sardılar. O zaman hülya ile yaşadım. Yani memleketimizi uzaktan bu fikirlere ve bu meselelere göre düşünmeye başladım. Dönünce büsbütün şaşırdım. O zaman öğrendiklerimin bir işe yaramayacağını anladım. Şimdi sağa sola başvurup duruyorum.