Akın Akbulut

Akın Akbulut
@finansbey
Borsa, kripto, kitap, gezi, tarih
A.Ü. iktisat
Muğla/ortaca
1 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı
Haramilerin Saltanatına Kafa Tutan Bir Kadın
Bütün saraylar yoksulluğun sırtında yükselir. Ve bazen, bir yoksul kız çocuğunun kalbinde doğar en büyük başkaldırı. Adı Zeliha'ydı. Beş kardeşin en küçüğü. Bir avuç ekmek uğruna, kaderin çıplak kılıcı altında büyüyen bir fidan. Açlık ve hastalık, kardeşlerini birer birer toprağa düşürdü. Hayatta kalan tek umut için, sanki adın kaderi belirler gibi, ismini değiştirdiler: Yaşar Zeliha. Altı yaşında annesiz kaldı. Sarhoş bir baba, yatalak bir teyze, soğuk sokaklar… O ise bütün bunlara karşı, bir çiçeğin çatlak taşlardan fışkırması gibi direndi. Sokaklarda gördü adaletsizliği; şehrin rutubetli duvarlarında okudu zulmün paslı yazılarını. Okumak istedi, babası izin vermesi. Mahallesinde okulun kapısını çaldı, "Ben öksüzüm hoca efendi, beni okutunuz" dedi. Ve böylece, gizli gizli bir harf devrimi başlattı kendi içinde. Babasının tokadıyla evden kovulunca, komşuların vicdanı tuttu elinden. Bir yıl yetti ona. Sonrasında kendi kendinin öğretmeni oldu. Kitapları, kalemi, Kur’an’ı ve hayatı bir arada okudu. Başörtüsünü hiç çıkarmadı. İnancını, emeği ve başkaldırıyı aynı kalpte taşıdı. Osmanlıca'ya hâkimdi. Cumhuriyet'in harf devrimine de baş eğmeden uyum sağladı. Şiir yazdı, kitap yazdı, halkın dili oldu. Öyle ki, eğitimli aydınların bile ulaşamadığı yüreklere dokundu. Ama yazmak, haramilerin saltanatında suçtu. O yüzden adını kara listeye yazdılar. 1925-27 yıllarında defalarca tutuklandı. Nazım Hikmet'le, diğer devrimcilerle aynı soğuk duvarlar arasında sorgulandı. İşçi sınıfının yanında oldu. Amele Dernekleri'nde grevlere destek verdi. Haksızlık nerede tüterse, kalemi oraya yıldırım gibi düştü. O yüzden soyadı kanunu geldiğinde, bir ömür boyu yere eğilmeyen direncine yaraşır bir ad seçti:
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çinli Filozof Lin Yutang...
“Yaşayacak fazla yılın kalmadı ve ayrıldığında yanına hiçbir şey götüremeyeceksin. Bu yüzden tutumlu ol, ama refahını feda etme. Harcaman gereken parayı harca, tadını çıkarmaya değer olan şeylerin tadını çıkar ve verebileceğin şeyleri ver. Ayrıldıktan sonra ne olacağını dert etme, çünkü toza dönüştüğünde ne övgüleri ne de eleştirileri duyabileceksin; mezarını ziyaret edip etmediklerini ya da seni unutup unutmadıklarını bilemeyeceksin.” Hayattan keyif almak için en doğru zaman, şu andır. Zorla kazandığın mal ve mülkleri değerlendirme zamanın geldi. Çocukların için fazla endişelenme; onlar kendi yollarını bulacak ve kendi kaderlerini çizecekler. Torunlarına özel bir ilgi göster, onları sev, değer ver ve onlardan keyif alabildiğin sürece tadını çıkar. Hayat, doğumdan mezara kadar durmaksızın çalışmaktan ibaret olamaz. Her gün uyan ve bir günü daha çatışmasız, kin tutmadan keyifle geçirmeye niyet et. Çocuklarından fazla beklentiye girme. Sana önem verseler de, onların kendi sorumlulukları, taahhütleri ve hayatları her zaman öncelikli olacaktır. Bazıları ise, ebeveynleriyle pek ilgilenmezken, onların varlıklarını tartışır ve zenginliklerinden faydalanmak için ayrılmalarını isterler. 65 yaşına veya daha üstüne geldiysen, bitmek bilmeyen bir çalışma uğruna sağlığını feda etme, çünkü bu kendine mezar kazmak olur. Bin hektar pirinç tarlası olsa da, günde yalnızca yarım kâse tüketebilirsin. Binlerce görkemli evin olsa da, geceleri uyumak için yalnızca 8 metrekareye ihtiyacın var. Eğer yiyecek bir şeylerin ve ihtiyaçlarını karşılayacak kadar paran varsa, bu yeterlidir. Mutlu bir yaşam sürmeye bak, çünkü sadece bir hayatın var. Kendini başkalarıyla karşılaştırarak şanını, zenginliğini ya da sosyal statünü ölçme. Çocuklarının başarılarını başkalarınınkilerle kıyaslayarak
Aşk
Bir akıllı ve bir deli arkadaş olmuş. Birbirlerini çok sevmişler. Çok iyi anlaşıyor ve vakit geçiriyorlarmış. Tabii anlaşamadıkları şeylerde oluyormuş. Bir gün akıllı hayatlarını tamamen değiştirebilecek bir plan düşünmüş. Günlerce plan üzerinde çalışmış ve sonunda bitirmiş. Hemen arkadaşına göstermiş. Arkadaşı sevinçle "muhteşem bir plan" demiş. Akıllı bir süre daha düşündükten sonra bu plandan vazgeçmiş. Çünkü planı gerçekleştirmek zormuş. Deli ise arkadaşının vazgeçmesine aldırmadan planı uygulamış ve çok zengin olmuş. Akıllının yanına gelmiş ve tüm para yönetimini ona vermiş. Sonsuza kadar mutlu yaşamışlar ... The End... Kısa bir hikaye, ama hikayenin ana fikri basit. "Hayatta akıllı gibi düşüneceksin Ama deli gibi yaşayacaksın" bilgi erdemdir Cesaretini, her zaman yüksek tutacaksın. Hayatını muhteşem yapmak istiyorsan. Önüne çıkan fırsatları değerlendireceksin. Dileklerini yerine getirecek en büyük güç senin iç dünyanda gizli. Pek çok ünlü düşünür; hayatları boyunca deli damgası yemiştir. Yüzyıllar sonra ise ne kadar haklı oldukları ortaya çıkmıştır. O zaman Bu 5 şeyi unutma. Cesaretini arttır. Başarı için sadece zeka yetmez. Cesarette gerekir. Hayat enerjini koru. Motiveni düşürmek en büyük hatan. Bunu kimse sebep olmuyor gerçekte sen yapıyorsun. Kalk, sirkelen ve tüm gücünü tekrar yükle. Akılcı düşün. Bir şeyleri sadece cesaret ve azimle çözemezsin. Hayallerin üzerinde mantıklı planlar yap. Akıl sabırı getirir. Akıllı insan; sabredebilen insandır. Her şeyi sorun haline getirme. Bazen rafa kaldırdığın planlar küçük sorunlar yüzünden rafa kalkıyor. Hayallerine inan ve deli gibi cesaretli ol...
MEYHANE SOFRALARININ KRALİÇESİ: MADAM DESPINA 1919 – 2006
İstanbul’un göbeğinde, rakı kadehinin kenarında saklı bir zarafet varsa, o zarafetin adı muhtemelen Madam Despina’dır. Onun hikâyesi, yalnızca bir meyhane işletmecisinin değil; göçün, direnişin, kadın olmanın ve hafızalara kazınan bir kültürün hikâyesidir. 1919 yılında İmroz’da (bugünkü Gökçeada) dünyaya geldi. Henüz gençliğe adım atmadan ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Ama kader ona büyük bir yol ayrımı sundu: Ya ailesiyle birlikte karşı kıyıya, Yunanistan’a dönecekti ya da doğduğu adayı geride bırakıp İstanbul’un bilinmez sokaklarında kendi yolunu çizecekti. O, hayranı olduğu bu şehri seçti. İstanbul’da kaldı. Hayat sahnesine ilk adımını Moda’daki “Teras Gazinosu”nda attı. O yıllarda yaptığı iş, misafirlerle ilgilenmek, servise yardımcı olmak ve atmosferin sıcak kalmasını sağlamaktı. Ancak Madam Despina’nın duruşu, zarafeti ve içtenliği sayesinde çevresinde kısa sürede bir hayran halkası oluştu. Kendi ayakları üzerinde durmak isteyen bu genç Rum kadını, 1946 yılında Gayrettepe’de ilk meyhanesini açarak hayalini gerçeğe dönüştürdü. Yıllar içinde mekânı kamulaştırılınca yeniden rotasını çizdi. 1970’lerin ortasında, Kurtuluş semtinde Açıkyol Sokağı’nda yepyeni bir kapı açıldı: “Despina’nın Meyhanesi.” Bu kapıdan içeri girenler sadece meze ve rakı değil, bir geleneği, bir sıcaklığı ve adabıyla yoğrulmuş eski İstanbul’u tadardı. Despina’nın meyhanesi, şatafattan uzaktı ama ruhu büyüktü. O, hiçbir müşterisine müşteri gözüyle bakmazdı. Her masaya uğrar, yüzünde hep o içten gülümsemesiyle “Bir arzunuz var mı paşalar, beyler, hanımlar?” diye sorardı. Mekânda masa ayırtmak isteyenlere “rezervasyon levhası” yerine boş şarap şişesi konurdu; eski İstanbul’un kendine has adetlerinden biri böylece yaşatılırdı. Mezeleri sade ama lezzetliydi. Özellikle Rum pilakisi sıcak
Can babab
Almanya'da katıldığı bir söyleşiden dönen Can Baba'ya "Almanya'yı nasıl buldun?" diye sorarlar. Can Baba sinirle cevap verir "Nasıl olacak ulan, her şey öyle düzgün ki, insanın kafası karışıyor." 😉 Yalan da değil. Karmaşıklığa o kadar alışmışız ki, işimiz biraz yolunda gitse, yönümüzü kaybediyoruz. Ya da bir parça gülsek, “Çok güldük. Bakalım başımıza ne gelecek?” diye tedirgin oluyoruz. Kaygılı ve kaos dolu bir toplum olduk vesselam. Memleketin yarısı hastanelik, yarısı hapishanelik. Her işimiz yarım yamalak. Her işimiz özensiz. Sabah fırına gittim. Sade poğaça kalmamış. Fırın sahibi “Peynirli poğaça var, vereyim mi?” diye sordu. “Peynirli sevmiyorum.” dedim. Sırıttı. “Yok yok” dedi “Zaten adı peynirli poğaça. Arada bir denk gelirse, peynir koyuyoruz.” dedi. Aziz Usta’nın dediği gibi. “Yaptığımız en iyi şey ayran. Ama onun da yarısı su.”