Kitabın kapağını yeniden kapattığımda hepsi yok olmuştu. Göğsümdeki ağrı, midemdeki kıpırtı, zihnimdeki karmaşa, düşüncelerin hepsi kendi kapısını kapatıp geriye çekilmişti. Benim gibi insanlar böyledir işte, öylece bir şey hissedemez, uyum sağlayamaz, yarını düşünmeden yaşayamaz, hayatını bir adamın hislerine teslim edemezdi. Bir gün vazgeçeceği ihtimalini kabul edemezdi. Ben onlar gibi değildim. Ben bu evin içinde bile gerçek değil, bir yalandan ibarettim. Bu hayatın içinde bir insan değil, bir insan müsveddesinden ibarettim. Yarın yine arabanın önüne atlayan ve bir kutu mendil satmak isteyen, kirli yüzlü o kız olacaktım. Arabalar geçecekti yanımdan beni görme den. Arabaların altında kalmasam da bir şeylerin altında muhakkak ezilecektim. Yeniden o mutfağa dönecektim, ben kimdim ki bir kadeh şarap içecek, yanında üzüm yiyecektim. Ben o üzümleri diğerleri için yıkayıp onlara hizmet edecektim. Kendim için yaşamazdım ki ben, yaşayamazdım, diğer insanlar için vardım. Onların kullandıkları bir araba gibiydim. Canlı bile değildim. Onların hayatını kolaylaştırmak için zora direnmeliydim. Yolda görseler dönüp yüzüme bakmazlardı, merhaba diyerek kapılarını açtığımda gülümsemezlerdi. Geçtikleri herhangi bir kapıdan farksızdım, orada duruyor ve hareketsiz bir varlıkmışım gibi üzerime basıp geçiyorlardı. Masalarına gittiğimde memnun olmayacak bir şeyler mutlaka bulurlardı, siparişleri geciktiği için bile bana surat asarlardı, yemeği beğenmezlerse bana bağırırlardı... Ben insanlar için sevebilecekleri bir şey değildim ki!