Acımasına rağmen dizlerimi basamağa bastırdım. Kağıtlar ellerimden düşüp ahşap zemine yığıldı. Daha bitmemişti. Birkaç basamak daha vardı çıkmam gereken ama dizlerimde derman kalmamıştı. Başımı kaldırdım, ıslanmış kirpiklerimin arasından yukarıyı görüyordum. Çok az kalmıştı ama çok az kaldığında her şey daha zordu. Çok az kalana kadar, o kadar çok şey yaşaman gerekiyordu ki artık o son cümleyi okumanın, belki o kadar da önemli olmadığını görüyordun. Artık basamakların en sonuna çıkmanın o kadar da önemli olmadığını biliyordun. Para kazanmaya çalıştığım kadar insanları ya da kendimi, hayatımı geri kazanmaya çalışsam, belki de şimdi bu basamakların üzerinde dizlerim ezilmeyecek, belki kirpiklerim ıslanmayacaktı. Paranın her şeyi çözebileceğine o kadar inandım ki ölürcesine çalıştım, o parayı kazanmak için her şeyi yaptım. Gidebildiğim kadar ileriye gittim. Şimdi önümde sadece birkaç basamak vardı ama her şey anlamını yitirmişti. Ona sahip olmak üzereyken onun değerini yitirmiştim. Bir düş çok fazla şeyi kaybetmene, çok şeyden fedakârlık etmene, çok fazla bedel ödemene neden oluyorsa o gerçekten ulaşmak istediğin bir düş müydü?
Ve çaresizlik, sırf o kadar yol geldiğin için artık sonunu görmek istemesen de geri dönememek miydi? Bu artık sadece ne olduğunu bildiğin bir yoldu, düşlerini yitirirken...
"Çünkü isimlerin insanları yansıttığına inanıyorum. Ve içten içe, ne kadar konuşursak konuşalım bizi dinlemeyeceğini çünkü ne kadar uğraşırsak uğraşalım seni anlamayacağımızı biliyorum. Bu yüzden bu kitabı ve o alıntıları seçtim. Senin kadar acı çeken birinden dinlemeni istedim. Seni anlayan biriyle konuşmanı."
Eskiden, sanıyorum ki boş bir ev düşünüyordum. Bazen o evdim ben. Bazen o evi bırakıp gidenlerdendim. Bazen de taşınmak için boşaltılan ve o evde geride bırakılan bir bitkiydim. Kendi kendine büyümeye çalışan, susuz, ilgisiz, güneşsiz bırakılmış bir çiçektim ben. O çiçek, sevgisiz de olsa o bomboş evde büyüdü. Artık o kadar da yalnız değil ve artık güneşsiz de sürdürebiliyor yaşamını. Bazı şeyler yaşandı, bazı çok kötü şeyler yaşandı ama artık bittiğine inanmalıydım. Boş bir evdim ama başka birileri daha gelecekti. Evini bırakıp gitmiş biriydim ama başka bir evim olacaktı. Evde unutulmuş bir çiçektim; kim bilir, belki de evin yeni sahibi beni daha çok sevecekti. Ben eskiden çok azdım, eksiktim ama çoğalıyordum şimdi.
"Bir yolun kenarında öleceğimi hep biliyordum," dedim fısıltıyla. "Öylesine olur sanıyordum. Ya orada olduğumun bile farkında olmayan arabalardan biri ezer geçer üzerimden ya da ayyaşın biri tecavüz edip atar bir kenara. Bir yolun kenarında, bana annelik eden sokakların kucağında öleceğimi hep biliyordum ama boşuna olur, yalnız olurum sanıyordum. Amaçsız, kimse bilmez öldüğümü... Yine görmezler, belki geçip giderler yanımdan..." Ona bakarak, ağlayan gözlerine bakarak başımı iki yana sallamaya çalıştım. Gülümsedim dudaklarımı zorlayarak.
"Ama boşuna ölmüyorum, yalnız ölmüyorum, birileri bilecek öldüğümü. En çok bundan korkmuştum, ne saçmaymış... Kimse bilmeyecek öldüğümü diye nasıl da korkmuştum, ölünce bunun ne önemi olacaktı ki... Ama var, artık biliyorum, ben de biri tarafından hatırlanacağım, bir mezarım olacak, mezarımın nerede olduğunu bilen birileri olacak." Tuttuğu elimi, başını söylediklerimi reddeder gibi sallayarak daha çok sıktı. "Kimsesizler mezarlığına gömmesinler beni Ayza, ismim olsun. Benim hiç evim olmadı ama altında yattığım toprak çiçeklerin evi olur belki."