-Gittiğinizi bilmiyordum. Petersburg'a neden gidiyorsunuz? -dedi Anna direğe tutunacak elini indirip. Ve engel olmadığ bir sevinç ve canlılıkla yüzü aydınlandı.
Vronskiy dosdoğru Anna'nın gözlerinin içine bakarak:
-Neden gidiyorum? -diye yineledi soruyu.
-Sizin olduğunuz yerde olmak için gittiğimi biliyorsunuz, -dedi,- başka türlü yapamam.
Vronskiy kondüktörün peşinden vagona doğru yürüdü, içeriden çıkan bir hanıma yol vermek için kompartimanın kapısında durdu. Vronskiy, dış görünüşünden hanımın yüksek sosyeteden biri olduğunu bir sosyete adamı alışkanlığıyla bir bakışta anlamıştı. Özür diledi, tam vagona girecekti ki, ona bir kez daha bakma gereği duydu. Bunun nedeni, kadının çok güzel olması, tüm bedeninde görülen güzellik ve gösterişsiz zarafet değil, Vronskiy'in yanından geçerken sevimli yüzünün ifadesinde özellikle tatlı, hoş bir şeyin olmasıydı. Vronskiy baktığında o da dönüp başını çevirmişti. Gür kirpikleri yüzünden koyu renk gibi görünen parlak gri gözleri, sanki tanıyormuş gibi Vronskiy'in yüzünde dostça ve dikkatlice durdu, aynı anda da bir şey arıyormuş gibi yaklaşan kalabalığa çevrildi. Vronskiy bu kısacık bakışta, kadının yüzünde oynayan ve kırmızı dudaklarını çarpıtan belli belirsiz gülüm- semesiyle parlak gözleri arasında uçuşan ölçülü canlılığı fark edebilecek zamanı buldu. Sanki içinde fazla gelen bir şey kadının varlığını öylesine dolduruyordu ki, elinde olmadan kah bakışlarının pırıltısında, käh gülümsemesinde ifadesini buluyordu. Gözlerindeki ışığı bilerek ve isteyerek söndürüyordu, ama şık onun isteği dışında bu kez belli belirsiz gülümsemesinde ortaya çıkıyordu.
Levin'in bu duygusunu ve Levin için dünyadaki bütün genç kızların iki türe ayrıldığını öyle iyi biliyordu ki. Bu iki türden biri, dünyada onun dışındaki bütün kızlardı ve bu kızlar insana özgü bütün zayıflıklara sahip çok sıradan kızlardı; diğer tür ise tek başına oydu ve o, hiçbir zayıf yönü olmayan, tüm insanlardan kat kat üstün bir kızdı.