Ne okudu benim zeytin karası gözlerim böyle…
Oldu mu be kadın Nermin Yıldırım yapılır mı bu bana? :(
“Rüyalar anlatılmaz.” diyerek avutulmuş bir çocuğun, gerçek hayatta yaşadığı kâbusları yetişkin olduğunda, yıllarca içine hapsettiği rüyalarından çıkarıp yeniden yaşaması… Ah, o yıkım… Gerçekten mahvetti beni.
Kitaptaki birçok karakterin hikâyesi o kadar tanıdıktı ki satırları okurken hiç yabancılık çekmedim. Birbirlerinden kaçarak yaşadıkları bütün kâbusları unutabileceklerini sanan parçalanmış bir aile… Oysa içlerinde taşıdıkları özlem ve sevgi o kadar gerçekti ki. Birbirlerine söylemek isteyip de söyleyemedikleri sözler, sıkı sıkı sarılmak isteyip de sarılamadıkları anlar, verdikleri kayıplar ve yaşadıkları acılar… Okudukça her kelime yüreğime saplandı.
Belki de başkahraman şanslıydı; onu anlayan ve her daim yanında olan bir eşe sahipti. Peki ya Müesser? Ya göçüp giden Veysel? Geçmişinin acısını sanki eşi Perihan’dan çıkarırcasına onun kalbini bin parçaya ayıran, gözyaşları içinde bırakan Veysel…
Hayatın zorluklarıyla daha küçücük yaşta tanışan, babasız kalan ve kurtuluşu bir erkeğin karısı olmakta arayan Perihan… İnanın okurken hangisine daha çok üzüleceğimi şaşırdım.
Bu, Nermin Yıldırım’dan okuduğum dördüncü kitaptı. Fakat içlerinde en çok sarsıldığım, en çok etkilendiğim kitap bu oldu. Benim için tam anlamıyla efsaneydi.
Bu kitabı yoldaşım Sadecemoonlight ile birlikte okumak bana ayrı bir mutluluk verdi. Her defasında farklı bir kitapta, farklı satırlarda ama aynı duygularda buluşabilmek benim için tarifsiz bir güzellik. Kitaplar sayesinde kurulan bu dostluğun kıymeti bambaşka. Şimdi sıra onda… Bakalım bu hikâye onun kalbinde nasıl bir iz bıraktı, karakterlerle nasıl bir bağ kurdu? Kitap hakkındaki düşüncelerini merak edenler için inceleme linkini buraya
Rüyalar AnlatılmazNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20254,404 okunma