CSU

Ah (Attila Ilhan)
Yüzünün yarısı göz kadife yansımalı, bulutlu, siyah; ah bulutları eflatun. O boy aynasından çıktı fransızın malı, vişne asidi vardı tadında rujunun, ah sinema yıldızı filan olmalı; ağızlığı kristal son derece uzun. Bir kibrit çakıldı mı; ah yağmurluklu kız, alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor. Ah çocuk yüzünde gül goncası ağız, saçlarından incecik su tozu dökülüyor. Sığınak gibi derin, ağaçlar gibi yalnız. Karartma başlamış ışıklar örtülüyor. Ellerinde ruh gibi ah portakal kokusu, kırkmaları morsalkım, göz kapakları saydam, çok vapurun battığı bir liman orospusu; bir hırsla öptüm ki ah ölürüm unutamam: Ay ışığında deniz akordeon solosu, pırıl pırıl yaşadım üç dakika tastamam. Görkemli çadırında italyan lunaparkın, sanki zeytin düşürür yerlere gözlerini, ah tahtına kurulmuş bol sakallı bir kadın; sutyenler tutmuyor çılgın göğüslerini, kaşları ip incesi, kumral kirpikleri kalın; kim görse şaşırır sakalının süslerini. Tavana asılmış sosyalist saçlarından, ah sabah sabah omuzları kan içinde;
Şiir
Reklam
KÜÇÜK TÜRKÜ
Sonra bir akşamüstü çıkıp geldiler Yepyeni bir sabahı kurmaya Sana duyduğum sevgi bir akşam İhtiyar ölümleri gibi geçti kapımdan Saksıda bir sardunya dalı gibi yalnız kaldım Ne ağlamayı becerebilmişimdir doğrudan doğruya Ne senin uğrunda ya da başka birinin Bıçaklar çekip bıçaklar yemeyi Ben belki de bilemedim sevmeyi Afşar TİMUÇİN
Eski Zaman Aktarları (1)
sizi çok eski bir çarşıdan aldım, düşmeyin suya yanılırsınız. ölü bir zencefildi akşamları, avuçlarınız kokuların meddahı. ağlamazlardı, erkendik ve bir çocuk vardı içimizde, harabe duyarlıklarımız ürkek bir su gezdirirdi. karanlığa bakmayın dağılırsınız. neyin doğrulanmasıdır ölüm ve ellerinizdeki baharat korkusu, (çanlar döven ellerinizdeki) ürkek şefkat. sonra adsız bir gül ölmesi tarçınlı kilerlerde ve bir öğle üzerinin sükûnetli anısı, kurutulmuş bir çarsının hüzün defterlerinde. biliyorum ben ölürsem siz anlarsınız. Murathan Mungan
Bireylikler Dergisi (79. Sayi)
"Kimi zaman kendimizi erdemli, ahlaklı ve iyi varoluşun doğru ve haklı öznesi olarak görüyor ve bu kabulümüzü, yanımızdakinin yani ötekimizin gözüne sokuyoruz. Böylesi bir ilişkiler ağının oluşturduğu toplumsallık biçimimizle, her an, bir türlü kendimize bakmamıza ve bir türlü durulmamıza izin vermeyen kıran kırana bir duygusal rekabet ve insani üstünlük mücadelesini yürütüyoruz. Bu insani bir biçimde varoluşumuzun önündeki en büyük tuzak olduğu için, bu tuzağı farketmeyen her birimiz, var olan ve yaşadığımız en sıradan anı bile, bir diğerimiz için incitici, örseleyici ve hükümsüzleştiren bir deneyimler anı olarak görmesine ve sonuç olarak kendisini ebedi bir biçimde yalnız hissetmesine yol açan bir varoluşa itiyoruz.... İlişkide olduğumuz insanlarla olan ilişkimize, en başından itibaren onların ve bizim de bireyselliğimizi mümkün kılan bir sınır koymaz ve arada nezaketin, dayanışmanın, onayın ve koşulsuz kabulün de olduğu insani bir birarada varoluş mesafesi bırakmazsak, yaşanan ilişkilerde, taraflardan en az birinin derin bir yalnızlık duygusunu hissetmesi kaçınılmaz bir durumdur. "
Bireylikler Dergisi (80. Sayi) (sitenin dergi listesinde goremedim bu dergiyi)
“Her profesyonelliğin kendine ait bekçi köpekleri vardır; en küçük bir değişim ya da değişim tehdidi tekrar kontrol edilir ve umuma açıklanır; uyarılar dikkate alınmaz ve bütün aygıt statükoyu yeniden üretmek üzere harekete geçer. Duygularımızın niteliğiyle kim ilgilenir? Dilimizin insanları kaynaştıran özelliklerini, teselliyi, anlayışı ve kişisel eleştiriyi kim dikkate alır? Bunlarla ilgilenen hiçbir kurum yoktur. Profesyonellik bu noktada da kendini göstermektedir.” Paul Feyarebend
Reklam