Bir de yüreğimden ziyade zekâmı ve yeteneklerimi takdir ediyor, oysa o benim tek gurur vesilem, her şeyin, her yeteneğin, her mutluluğun, her acının tek başına kaynağı. Ah, benim bildiklerimi herkes bilebilir–bana özgü olansa yalnızca yüreğim.
Beni görseniz, hazinem! Dalgınlık girdabı içindeyim! Duygularım ölmüş gibi! Bir anlığına bile olsa yüreğimde ne bir
heyecan, ne de bir saat süren bir coşku! Hiçbir şey! Hiçbir şey! Sanki bir hayal dürbününden bakyorum, küçücük adam ve beygirlerin gözümün önünden geçip gittiğini görüyor, acaba bu bir optik yanılsama mı diye kendime sık sık soruyorum. Oyuna katılıyorum, daha doğrusu, benimle bir kukla gibi oynanyor, zaman zaman yanımdakinin tahta eline dokunuyor, ürkerek geri çekiliyorum. Akşamdan güneşin doğușunu seyredeyim dediğim halde, sabah yataktan çıkmıyorum; gündüzden ay ışığını görünce mutlu olmayı umduğum halde, akşam odamdan dışarıya çıkmıyorum. Niçin yataktan, çıktığımı, niçin yatağa girdiğimi tam olarak bilmiyorum.
Yaşamımı hareketli kılan mayalı hamurdan yoksunum; gece yarıları beni canlı tutan, sabahları beni uykudan
uyandıran dürtüden yoksunum.
Ah, birazcık kaygısız olmak, beni şu güneşin ışıdığı dünyada insanların en mutlusu yapardı. Ne diyorum ben? Bașkaları birazcık çaba ve yetenekle karşıma geçip sıkılmaktan uzak bir kendini beğenmişlikle çalım satarken, ben kendi çabamdan ve yeteneğimden mi kuşkulanıyorum? Bana her şeyi bağışlayan güzel Tanrım niçin verdiklerinin yarısını geri alıp bana özgüven ve yeterlilik duygusu vermedin ki?
Sabret! Sabret! Her șey daha iyi olacak. Sana hak verdiğimi söylüyorum dostum. İnsanların ne yaptıklarını, nasıl çalıştıklarının, her gün aralarında gezip gördükten sonra kendimle daha barışık hale geldim. Çünkü her şeyi kendimizle, kendimizi de herkesle karşılaştıracak șekilde yaratılmışız bir kere, bundan
dolayı mutluluk ve hüznümüz bağlı olduğumuz şeylerden etkileniyor kuşkusuz, bu durumda en tehlikeli şey de yalnızlık. Doğası gereği kendini aşmaya zorlanan, edebiyatın fantastik imgeleriyle beslenen hayal gücümüz, kendimizin en aşağıda bulunduğu bir dizi varlığı sıraya sokuyor, dışımızdaki her şey daha güzel, bizden başka herkes daha mükemmelmiş gibi görünüyor. Ve bu çok doğal bir akış içinde gerçekleşiyor. Bazı şeylerin bizde eksik olduğunu çok sık duyumsuyoruz, eksikliğini duyduğumuz şey de çoğunlukla bir başkasında varmış gibi geliyor bize, sahip olduklarımızın yanı sıra
yüceltilen bir parça gönül huzurunu bile ona layık görüyoruz. Böylece şanslı kişinin, yani bizim hayal ürünümüz olan kişinin hiçbir eksiği kalmıyor.
Oysa bütün zafiyetlerimiz ve dertlerimizle yolumuzdan sapmadan çalışmaya devam etsek, başkalarının yelkenleri ve kürekleriyle ilerlediği yolda biz dolaşıp zikzaklar çizdiğimiz halde öne geçtiğimiz sıklıkla göreceğiz - ve - elbette insan
bunu ancak başkalarıyla aynı konuma gelince veya onların önüne geçince anlayabiliyor.
Wilhelm, etkin yeteneklerimin huzursuz bir tembelliğe dönüşmesi bir felaket, ben boş duramıyorum, ama elimden hiçbir şey yapmak da gelmiyor. Hayal gücümü yitirdim, doğa artık beni duygulandırmıyor, kitaplar tüylerimi diken diken ediyor. Kendimizden yoksunsak, elbette her şeyden yoksun kalıyoruz.