Tarih, eğer kendisinden ibret ve ders çıkarılamayan bir ders kitabı ise, değişik devir ve dönemlerde yaşanan dönüşüm ve değişimlerin ne tür bir anlamı olabilir?
Özetlemek gerekirse, daha önceden de söylediğim gibi, mucizelerinin ortadan kalkması sonucu ilk din anlayışının gücü sınırlanıp bu büyük mucizeye tanık olan sahabe nesli tarihten çekilince, o boyayı yeniden atmak günbegün imkânsızlaştı. Olağanüstülüklerin kalkmasıyla birlikte de, yönetim tarzı eski haline geri döndü.
Tarih, bizden, katışıksız, içeriği bozulmamış saf İslam ile șu an yürürlükte olan fırkacı ve mezhepçi Íslam anlayışı arasında ayrım yapmamızı ister. İlki, bir devrim ve hakikî bir kasırga olarak tabiat kanunlarını ve tarihin deneysel kuralları altüst eden bir olguydu. Gücünü tam olarak Yüce Allah'ın kelamından ve Kuran'ın mucizevî vahyinden alıyordu. Ne var ki, bu İslam anlayışı sadece kırk yıl devam etti. Bunu Emevi hanedanlığı takip etti. Emevi hanedanlığıyla birlikte dinin etkisi kaybolarak parçalanmış, bölünmüş prensipleri yok edilmiş bir İslam anlayışı devreye sokuldu. Zaten Peygamber'in kendisi de 'Benden sonra hilafet otuz yıl daha devam edecek ve sonra yerini yağmacı bir saltanata bırakacak' dememiş miydi?
"Tarih bilimi, onun sırtından geçinen veya birilerinin paralı askerliğine soyunan tarihçilerin ellerinde yok olur. Bunlar hayatlarını kazanmak için çalışan askerler, kâtipler casuslar yahut sarayın edipleri, astrologlar ve diğer saray erkânı gibidir. Bunlara göre "hakikat", uzun bir çaba ve araştırmanın ardından yaklaştığımız sonuç olmayıp, egemen güç ve koltuğa kurulmuş iktidarın dikte ettiği şeydir. Bunlar daima galip gelenin yanında, onun realitesini 'gerçek olarak takdim etme çabası icindedirler. Zalim yöneticinin mantığını, akla uygun olan sadece o imiş gibi dile getirirler.