Gerçeği göremiyoruz çünkü körüz. Sahte inançlar gözlerimizi kör etmiş durumda. Bu nedenle haklı olmaya ihtiyaç duyuyoruz. Başkaları haksız, biz haklıyız. İnandığımız şeylere güven duymaya ihtiyaç duyuyoruz. Ve bu inançlar, bizim acılarımızı yaratıyor. Adeta bir sisin içinde yaşıyoruz ve bu sis burnumuzun ötesini görmemizi engelliyor. 
Eşimize, çocuklarımıza, ebeveynlerimize aynı hatanın bedelini kaç kez ödetiyoruz? Onların yanlışını her hatırladığımızda, onları yeniden suçlarız. Onlar tarafından haksızlığa uğradığımız için hissettiğimiz tüm duygusal zehrimizi onlara aktarırız ve aynı hatanın bedelini onlara defalarca ödetiriz. Bu mudur adalet? 
Bir hatanın bedelini kaç kez öderiz? Yanıt binlerce kezdir. İnsan dünyada aynı hatanın bedelini binlerce kez ödeyen tek hayvandır. Diğer hayvanlar her yanlışlarının cezasını bir kez çeker. Ama biz? Bizim çok güçlü belleğimiz var. Bir hata yaparız, kendimizi yargılarız, kendimizi suçlu buluruz, kendimize ceza veririz. Eğer adalet varsa bu yeterlidir. Hatayı bir daha yapmayız. Oysa hatamızı her hatırlayışımızda kendimizi yeniden yargılarız, yeniden suçlu buluruz ve kendimizi yeniden canlandırırız. Her hatırlayışımızda tekrar ve tekrar, tekrar ve tekrar cezalandırırız.
Zihnimizde herkesi ve her şeyi yargılayan bir yargıç vardır. Havayı, kediyi, köpeği bile. İçsel yargıç her şeyi Yasa Kitabına göre yargılar. Ne yapıp ne yapmamamız gerektiği, ne düşünüp ne düşünmemiz gerektiği, ne hissedip ne hissetmemiz gerektiği, her şeyi ama her şey bu Yargıcın tiranlığı altındadır. Yasaya aykırı davrandığımız her hareketimizde, yargıç suçlu olduğumuza karar verir. Cezalandırılmamız ve utanç duymamız gerekir. Bu suçlama yaşamamız boyunca her gün defalarca olur.