Hindistan'dan, saçlarını inancını hiç yitirmediği parlak geleceğin uğruna adayan kadının Sicilya'ya, o tutamları özveriyle işleyecek kadına; tülde bir araya getirilen saçların ise Kanada'ya, yenilmez bir kadın olmaktan vazgeçip kendi benliğini kabullenme ve iyileşme yolunda korkusuzca adım atan kadına ve de okuyanların kalplerinin en savunmasız noktasına dokunuşu.
Dilerim herkesin yolu bir gün bu kitapla kesişir. Birbirlerine saçlarıyla bağlanan bu savaşçı, cesur ve sevecen kadınları okumak ruhumun derinlerine işlendi. Henüz ilk sayfalardan çekildim yaşantılarının içine.
Her birinde biraz kendimden, biraz da hayatımda yer edinmiş kadınlardan bir şeyler buldum ki amaçlanan da zaten buymuş.
Farklı coğrafyalarda apayrı hayatlar yaşayan kadınlarız ancak özde hepimiz birbirimize saç teli kadar ince bir ruh ağı ile bağlıymışız aslında.
Kadın kadının yurdudur.
İyileşmek için savaş verirken öz saygıyı da ihmal etmemek gerektiğini söylemişti. "Aynadan yansıyan görüntünüz sizin müttefikiniz olmalı, düşmanınız değil." derken neden bahsettiğini gayet iyi bildiği aşikârdı.
Lalita'yı yanında işe götürmeyi reddediyordu. Kızına tuvaletlerin nasıl boşaltıldığını göstermeyecekti, kendi annesi gibi kızının hela önünde nasıl kustuğunu görmeyecekti; hayır.
Smita bunu asla kabul etmeyecekti. Lalita'nın okula gitmesi gerekiyordu.