“Ama ben zekanın tek başına hiçbir anlam taşımadığını öğrendim… şimdi biliyorum ki, hepinizin atladığı bir şey var: Sevgi ve şefkat eli değmeyen zeka ve eğitim beş para etmez.”
Vampirlere aşık biri olarak bu kitaba büyük bir beklentiye başladım. Klasik olarak boynunda iki delik şeklinde yaralı vaziyette bulunan cesetler ile başlıyor kitap. Sebepsizce ölen veya buz gibi soğuk insanlar olan klişe bir kitap gibi başladı. Artık bu sahneleri ezberledik. Neyse ana karakterimiz Celie Tremblay bıcır bıcır bir kızken bir anda ilk avcı kadın olmak için gelenek ve göreneklerine kafa tutuyor. Herkes onunla dalga geçerken kendisi inatla çalışmalara başlıyor. Bu halini sevmedim dersem yalan olur. Nişanlısı Jean Luc ise en büyük destekçisi. Herkes Celie için korkarken o inatla savaşıyor. Herkes kıza narin bir eşya gibi bakıyor ama aslında kızın içinde büyük bir savaşçı var. Tabi ne kadar savaşçı olursan ol bir kitabın ana karakteri isen illa bir mallık yapacaksın. Bu yazılı olmayan bir kuraldır. En büyük düşmanı ve katili Les Eternels ile tanışması olayları daha da karışık hale getiriyor. Karanlık bir ormanda düşmanını takip etmeye başlarken yine yine yine klasik olarak başına aldığı bir darbe ile bayılıyor. Bilin bakalım kıza ne oluyor. Tabiki de kaçırılıyor.
Yahu Celie sen niye kafana dik gidip düşmanını takip edersin. Bir de ortalıkta seri bir katil dolaşırken. Zaten takip etmese kitap ortaya çıkmazdı. Değil mi? Ama yani bacım az sakin olsana. Hayır gidiyor adamı takip ettiğin yetmiyor bir de adama kafa tutuyor. O da yetmiyormuş gibi boynunu açıp gel beni ısır diyor. Bu arada onu bayıltan vampir kral. O katil değil. Karışıklık olmasın. Neyse konumuza dönelim. Celie ciddi ciddi Bir vampire gel beni ısır diyor. Allah'ım ne günlere kaldık. Vampirler de ölmeden önce içlerinde kalan insanlıkla kızı ısırmıyorlar. Birlikte takılıyorlar. Aslında kalan insanlık için değil kızın vampir krala ait olduğunu düşündükleri için dokunmuyorlar ona. Okurken şok