bu uzun kaybolmalar gecesinde
sen varsın, ben varım, özlemin var;
bir deniz kenarı düşüncesinde hürriyetin
belki sessiz bir duygulanma içindesin
gökyüzünde ağan bulutlara
baktıkça bakmak gelir gözlerinden
bir çimenli toprak parçası, bir demet çiçek
özlemekten daha özlenesi bir duyguyu
senden alır, bana verir.
ne yaptım ben, ne yaptım sarı saçı sevgilim?
acı çektirsin istemedim sana bu şiirim.
yaşatmayı ummuştum seni sonsuza kadar;
felaketten başka ne getirdim?
senden uzak kalışım uzun bir kışa benzer:
çarçabuk geçen yılın lezzetinden ayrılık
duyduğum ürpertiler gördüğüm kara günler
dört bir yanımda köhne çırılçıplak aralık!
gel gör ki bu seferki ayrılık yazın oldu:
gebedir güz bekliyor bir bereketli artış
bahar çapkınlığının canlı yüküyle doldu
ıssız rahimler gibi kocalardan dul kalmış;
ama benim gözümde bu hoş gürbüz yavrucak
daha doğmadan öksüz babadan yoksun eser;
yaz ve yazın lezzeti sana bağlıdır ancak
sen uzakta kalınca kuşlar sesini keser.
kuşlar şakısa bile ruhlara kasvet dolar
kış yaklaşıyor diye bütün yapraklar solar.
gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de
sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim, sokağı devriyeler basar
bir de gülüşün eklenir kimliğime
“eğer bir çeşit tanrı varsa, herhangi birimizde, sende ya da ben de değil de aradaki küçük alanda olurdu. bu dünyada sihir diye bir şey varsa bu, birini anlamak, bir şeyi paylaşmak çabası olmalı.”
─ before sunrise