Tamamıyla onlara karışacaktım. Lâkin işte görüyorum ki, bir çanak suda bir damla zeytinyağı gibiyim. Ne karışıyorum ne de dibe çökebiliyorum. Bize bunun için toplumun kaynağı diyorlar galiba.
Eleme, kedere, hatta sevince bir sınır tayin etmek... Bunu yalnız şehirlerde olur bilirdim. Meğer insan, köylerde,.dağ başlarında ve mağara kovuklarında da samimi olmak, içinden geldiği gibi, içinden geldiği kadar gülüp ağlamak hürriyetine sahip değilmiş. Toplumun görenekleri, kuralları, insanların yarı çıplak yaşadıkları bu köstebek yuvalarında da aynı şiddetle hüküm sürüyormuş.