"Asil bir zihin ve iradeli bir beyin, her şeyin icabına bakabilirdi bunların. Kader ağlarını örüyordu, bize şekil vermek düşüyordu. Bu yüzden zekâmız, nezaketimiz, cesaretimiz her zaman sınanmaya hazır olmalı, en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde bunu başarmalıydık."
"Hep o en sevdikleriniz kıyar size
İlkokulda en sevdiğiniz hoca size tokadı atar
İlk sevdiğiniz o insan kıyar size
En yakın dostunuz kıymıştır size sisli günlerde
En sevdiğiniz çiçeğin dikeni batmıştır
En sevdiğiniz meyvenin çürüklüğü kıymıştır size
En sevdiğiniz hayatlarınız, planlarınız, işleriniz kıymıştır size
En sevdiğiniz o ayakkabınız yırtılmıştır beklenmedik günde
En sevdiğiniz kokulu silginiz bitmiştir
Sabahları tam lazım olduğunda kullanmak istediğiniz o en güzel parfümünüz kıymıştır
size
Okuduğunuz kitaplar kıymıştır size satır aralarında
Bazen cebinizdeki paranız kıymıştır size
Delik çorabınız kıymıştır size karizmanın sarsıldığı günlerde
Tuttuğunuz takım kıymıştır size en heyecanlı maçta
Hep o beklenmedikler kıymıştır size hayatta
Öyledir, size o hep sevdikleriniz, sevdiğiniz şeyler kıymıştır. Size kıyanlar kötü şeyler
değildi, size kıyanlar sizin hep sevdiklerinizdi, içinizdekilerdi..."
"Şimdi romantizm üzerine güzel denemelerimiz var, güzel sevgi hikayelerimiz var, anılarımız var; şimdi olup biten, hızlı tükenen, artık açlık çekmeden kendisini
hemen doyuran aşklarımız var, doygunluktan öte olmayan duygularımız var. Sevmenin tehlikeye atıldığı günler geride kaldı, tehlikeye zaman bile yok artık. Bir zamanlar aşk tehlikenin kendisiydi, şimdi aşk için hiçbir tehlike yok çünkü artık kısa ömürlü. Nedenler bitti, sonuçlar önem kazandı. İçgüdüler duyguları deforme etti, öyle acıya eğilimli günler de kalmadı. Güçsüz kaldı insan her yönden, sevgiden, aşktan. Güzel nimetleri mahvetti insan, kader deyip
şimdi geçti köşesine. Şimdi köşeye geçenlerin trajedisi sergileniyor. Açık gözle bakmak mubah!"
"Bir gün sabahın erken saatlerinde metroya doğru yol alırken karşıma çıkan tüm insanların yüzlerine baktım. Özellikle çiftlerin, sevgililerin, eşlerin, sarmaş dolaş olanların. Onları hissetmeye, anlamaya çalıştım, sorgulamak istedim. Yüzlerinde sıkılmışlık hissi ve yaşama endişesi vardı çoğunun... Birbirlerinden sıkılan, birbirlerini dinlemeyen, bitse de gitsek havasında olan insanlardı
bunlar. İçlerinde duygu adına, sevgi adına bir şey kalmamıştı sanki. Hazin bir sonbaharın yapraklarını üstlerinden döküyorlardı.
Erozyona uğrayan ikili ilişkileri İstanbul’da görmek her adımbaşı mümkündü. Nerdeyse haftanın tamamını beraber geçiren, utanmasalar aynı WC’ye bile girecek, her şeye doymuş, her şeyi bir günde yaşamış insanlar burada çoktu. Haliyle ayrılıklar da çoktu, yani burada aşklar her zaman çok fast
food. Burası İstanbul’du, burada ayrılıklar kolaydı, aşklar kolaydı. Eskisi gibi cezaevlerinden, demir parmaklıklardan sevmek, dokunmak yoktu. Gurbetten, uzaktan, özleyerek sevmek yoktu. Görüşmeden sevmek yoktu, burada görüşerek ayrılmak vardı. İnsan anlıyordu eskiden sevenleri, sevginin derinliğini..."