İNTİZAR VE ŞAFAK
Burası bir mağara, azizim,
koyu bir zulmet,
ve afitabsız bir kuyu...
Ne evvel belli burda, ne ahir,
vakit donmuş,
bir seng-i ibret gibi durur.
Bir yanımda akrep kurmuş pusuyu,
bekler zehrini akıtacağı o meş'um anı.
Bir yanımda örümcek,
örer durur boşluğa o incecik ağını.
Ve bileklerimde,
o hiç ısınmayan,
o sadık bildiğimiz,
o soğuk demir...
Hava zemheri,
nefesim buğu buğu çarparken duvara,
kesif bir karanlık çökmüş ruhumuza,
ağır bir yeis gibi.
Lakin sanma ki boyun eğdik,
sanma ki vazgeçtik o nurlu şafaktan.
Dinle bak,
duyuyor musun o uğultuyu?
Derinden,
ta derinden geliyor sedası.
Kopacak birazdan,
kopacak o beklediğimiz tufan.
Yıkayacak bu kirli zulmeti,
sökecek demiri yerinden.
Ve biz, azizim,