Şunu hiç unutmamalı ki, içinde yaşadığımız çağ bilgisizliğin, kötülüğün, çıkarcılığın çağı. Bu çağda insanlar en yakınından ihanete uğramaya başlıyor. En sevdikleri tarafından yüzüstü bırakılıyor. Kişisel sevgiden önce çıkarlar konuşuyor...
Hüznü; derdim, acım.
Çevresi; kurak, yalnız, ıssız.
Ondan sonrakiler aydınlık değil, sönük.
Onun konuştuğu işin aslı.
Hepsi budur, hepsi yeterli.
Ondan gayrısı, onun dışında kalan sadece azap.
Paylaşmak, empati kurmak, bir insanı sevindirmek, bir hayvanın başını okşayıp karnını doyurmak... Hepsi ruhumuzun ihtiyaç duyduğu eylemlerdir. Şunu hiç unutmamalıyız ki paylaşmakla azalmaz insan.
Artık teknoloji ve makineler çağındayız. Günlük hayatımız fazlasıyla hızlı akıp geçiyor. Anbean değişiyor. Bu hıza ayak uydurmak ve sürekli değişen düzene uyum sağlamak çok da kolay değil. Zira insan doğası gereği hızdan değil, sakinlikten beslenir. İnsan durulunca coşan bir ırmaktır.
Batı felsefesinde de, Doğu felsefesinde de, hatta dinlerin çoğunda paylaşmanın önemine vurgu yapılır. İnsanın mutluluğu paylaşıldıkça artar. Kendinde fazla olandan, hiç olmayana verirsen bunun mutluluğu, yeni mutluluklar inşa eder.