154 sayfadan oluşmasına rağmen içerik ve anlatım zenginliği bakımından gayet kabarık bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ayrıca yazardan okuduğum ilk kitaptı, tanışmış olduk. Dili bana gayet akıcı geldi.
Romanda kendine ve iç dünyasına yabancılaşan İbrahim adında bir gazetecinin, ölen çocukluk arkadaşı Hüseyin'in hikayesini öğrenmek için Mardin'e gitmesi anlatılıyor. Olay dizilimi açısından da günümüzden geçmişe, olaylar sıralanarak anlatılıyor. Merak duygusunu da körüklüyor aslında. Hüseyin'in başına da ne geliyorsa aşık olduğu Meleknaz'dan geliyor. Hatta öyle ki Meleknaz için nişanlısından bile ayrılıyor, ailesini karşısına alıyor. Tabii ailesi yine kıyamıyor orası ayrı konu. Bu kız ailenin evine kadar giriyor. Günün birinde de marul görünce kaçıyor. Evet çünkü Meleknaz bir Ezidi. Hüseyin'in ailesi de ''Hah bak biz demiştik.'' kafasında ilerleyip Meleknaz'ın Hüseyin'e büyü falan yaptığını düşünüyorlar. Onlara göre bu kız uğursuzdu, bu kız şeytandı, ve Hüseyin'in ölümüne sebep olan da oydu.
Bu iki aşığın kavuşmalarındaki en önemli engelin de dini inançlarının farklı olması faktörü olduğunu söyleyebiliriz. Bir Yezidinin ve bir Müslümanın evliliğinin yasak olması, tavus kuşunun Yezidiler için kutsal oluşu, Tavus inanışı, marul yeme, mavi renkli bir giysi veya nesneyi kullanma veya sakal kesme yasağı, kutsal Şengal Dağı ve Laleş Vadisi gibi terimleri de bu roman sayesinde öğrendim. Çoğu insanın farklı dini inançları bulunanlara karşı beslediği o kocaman önyargılar da fazlasıyla eleştirilmiş. Daha çok Ezidiler hakkında bilinen yanlışlara ve çektikleri acılara değinilmiş. İnsanoğlunun kötülük sınırını ne kadar aşabileceğine yani. Tecavüzler, aç bırakmalar, alınıp satılmalar. Kısaca kadınlara yaptıkları, bunları da Müslümanlığın gereklilikleri olarak gösterip birçok ilkeyi