Kitapta verilen kuralların başlıklarının ve içeriklerinin uyuşmadığını düşünüyorum. Yani yazar yazmış ama ben de mi bir sorun var diye düşündüm bazı yerlerde (çoğu yerde). Belkide benim için fazla entelektüeldi.
Kitap içersinde sürekli bir Hristiyanlık üzerinden anlatım mevcuttu, ilerleyen yerlerde bu anlatım beni sıktı diyebilirim. Yazarın daha önce bir eserini okumuşluğum ya da yazarı takip etmişliğim yok o yüzden genel tarzı mı bu şekilde bilemeyeceğim. Bazı noktalarda yazar bir deneme yazmış araya iliştirmiş gibiydi.
Lakin bir konuda etkilendiğimi de itiraf etmeliyim. Kitaptaki ataerkillik ve anaerkillik karşılaştırmasını ilgi çekici buldum. Yazarın bahsettiği problemler sadece bizim ülkemizde olduğunu düşündüğüm şeyler olmasının yanı sıra evrensel konularmış.
Açıkcası kişisel gelişim alanında kitap tavsiyesi istediklerinde önereceğim bir kitap değil.
Şimdi ise artık psikoloji dayanak alınıyor ve genç insana "seni biliyorum, hoşuna gitmeyecek", "seni tanıyorum, sana göre değil" deniyor. Böylece artık hiçbir deneyim yaşanamıyor. Hayal kırıklıklarından, hatalardan bir şeyler öğrenmek artık mümkün değil. Kişi, tanındığı öne sürülerek, ondan saptırıldığı için arzu bile yön belirleyici değil artık. Hata artık amaçta değil öznede. Hayat, insanın deneyiminin öncelenmesiyle bir anlamda otomatik olarak mekanikleşiyor. İnsanın kendisine "yanıldım, bunu beğenmedim, bu bana göre değilmiş" demesiyle, birilerinin ona " yanılacaksın, onu beğenmeyeceksin, sana göre olmayacak" demesi arasında fark var. Yaşamak ya da yaşamamak, fark burada. Kuşkusuz insan ilk durumda "zaman" kaybettiğini, diğerinde ise çok kesin olarak kazandığını düşünebilir. Ama "zaman" kaybetmeyi kabul etmeyerek öznel zamanı, bizi var kılan, kendi hayatımızı yaşadığımız duygusunu veren zamanı, başkalarının değil kendi zamanımızı kaybediyoruz.