Diana’yı gittikçe daha az görüyorduk.Bodrumda uyuyordu.Bir gün banyo küvetinin sırından büyük bir parçanın yok olduğunu gördüm, üstüne bir şey düştüğünü söylediler ama ben öyle olmadığını biliyordum.Bazen bodrumun kapağından Diana’nın sesini duyuyordum, sonra günlerce süren bir seszlik oldu.
O hep onlarla aramda olacak.Onu bir kız kardeş olarak sevdiğimi söyleyebilmek isterdim ama benim için bir kız kardeş değildi, çünkü o hiçbir şey değildi, onu görmüyorduk, onunla oynamamıza izin yoktu, bütün günlerini odasında geçiriyordu ve ağladığı zaman daha da kötü oluyordu çünkü ceza veriliyorlardı, ona akşam yemeği vermedikleri zaman, gece yemek için kalkarsa ya da tuvalete gitmesine izin vermedikleri için çişini yatağa yaparsa, yine cezalandırılıyordu.
Gerçekten de kimse sana kötü bir şey yapmıyor, değil mi?O anda çocuk konuştu.
(Diana) Annemle babamdan başka.
Bu karşılığı verdiği zaman göğsümde bir boşluk hissettim.
Sekiz yaşında bir çocuğun çıplak bedeni, çığlaklığından çok utanıyordu, sekiz yaşında bir çocuğunkinden biraz daha küçük bir beden.Dönmesini söyledim, işte orada çok çarpıcı bir şey vardı, tüm omurga boyunca uzanan buğday başağı şeklinde devasa mor bir leke.Hayretten çığlık atmış olmalıyım çünkü “Ne var? diye sordu ama ben “Bir şey yok,” dedim.O zaman kaygısının birden arttığını gördüm, “Sırtımdaki leke , geçen hafta ağabeyim…” diyerek bana karmaşık bir kavga, dayak, düşme hikayesi anlatmaya başladı…
Bedeni çeşitli boyutlarda eski ya da yeni lekelerle , morluklarla, yara izleriyle, yanıklarla doluydu; toplam on dokuz adet.
Diana suçlayıcı bir bakışla “Düştüm işte!” demişti bile, başka bir şey demedi, başını öne eğip kollarını kavuşturdu.Bunun üzerine, “Tamam Diana,” dedim, ama yine de bunu annenle ve babanla konuşmamız gerek,” bir kolunu kaldırdı, “Zaten hep annemle babamla konuşmak lazım,” dedi ve gitti.