İlteriş Yıldırım

İlteriş Yıldırım
@folklorist
Halk Bilimci
Master of Arts in Folklore
Sivas
39 okur puanı
Mayıs 2018 tarihinde katıldı
Renato Rosaldo Shelly’nin Öldüğü Gün: Yasın Şiiri ve Etnografisi
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2020 140. kitabı
Kitap Amerikalı bir kültürel antropolog olan Renato Rosaldo tarafından yazılmıştır. Eşi ile katıldığı bir saha araştırmasında( Kendisi İlongotların headhunting yani kafa avı kültürünü, eşi de onların duygu folkloru bağlamında duygularını incelemektedir) eşinin hayatını kaybetmesi üzerine yıllar sonra araştırma yazılarından, günlüğünden vs. hareketle bu kitabı yazmıştır. Yasın şiiri ve etnografisi dediği bu kitapta, yaptığı araştırmalardaki görüştüğü yerlilerden edindiği bilgileri ve kendi gözlemlerini şiir olarak sunmaktadır. Renato anlamaya çalıştığı ve kendi kafasından bazı çıkarımlarda bulunduğu yerlileri kendi eşini kaybedince anlamaktadır. Yerlilerin neden bir yakınlarını kaybettiklerinde düşman kabilelere kafa avı için akın düzenlediklerini vs. anlamlandırmak için bazı görüşler öne sürmektedir ancak bunların yanlışlığını, kendi eşini kaybettiğinde sigorta görevlilerinin gelip abuk sabuk konuşmaları üzerine hissettiği "sigorta görevlilerinin başlarını koparma istediği" anında anlamaktadır. Kitapta ayrıca klasik etnografiye karşı eleştiriler getirip özdüşünümel çalışmak, otoetnografi yapmak gerektiğini, yazarın yazdığı konudan tamamen soyutlanmış gibi yazmasının - yazmaya çalışmasının yanlış olduğunu savunmaktadır. Eleştirileri ve uyguladığı yöntemiyle postmodernizmin antropolojideki öncülerinden olduğunu gösteren Renato Rosaldo, başta kendi alanı olmak üzere tüm akademik çevrelere farklı ve gerekli bir bakış açısı kazandırmaktadır. Tabi Türkiye'de henüz bu açıyla bakabilen yoktur ve bunu deneyenler akademide ağır eleştirilere maruz kalacaklardır, tez savunmalarından vs. büyük ihtimalle geçemeyeceklerdir. Türkiye'deki halkbilimciler ve kültürel antropologlar başta olmak üzere tüm akademik camia için faydalı bir kitaptır.
The Day of Shelly's DeathRenato Rosaldo · Duke University Press · 20141 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·166 syf.··
2020 92. kitabı
Okuduğumda eserin 250 yıl kadar sonra Türkçeye çevrilmesine çok üzülsem de çevirmenlerin başarısını görünce üzüntüm sevince dönüştü. Çok daha önceleri bu kadar başarılı bir çeviri yapılabilir miydi acaba ? Bilemiyorum. Eserde geçen karakterlerin adı Türkçe ( Altın Han, Timur vs.) ve eserin adı Turandot yani Farsça Turan Kızı demek. Türk masallarında yaygın olarak geçen Hint Padişahı, Çin Padişahı gibi sözcükler vardır ve kahramanlar buralara yolculuk ederler. Bu masalda da Çin ülkesi geçer ama yönetimdekiler karakterden anlaşıldığı üzere Türktür. Bunun gerçi çok da önemi yok ama asıl önemli olan şey bu eserin zamanla tiyatroya - operaya uyarlanmasıdır. Friedrich Schiller bize kültürümüzden ne gibi devler yaratabileceğimizi göstermiştir. Kökleri 1001 Gece Masallarına kadar dayanan ve zaman içerisinde daha farklı bir gelişim sergileyen bu masal sonraki yüzyıllarda tiyatroya vs. uyarlanıyor ve ilk yayınlandığı 1762 yılından itibaren ünleniyor. İçeriğine gelecek olursak başta kadınlar olmak üzere herkesin okumasını öneririm. Turankızı asaleti ve kendini ezdirmeyişi ile tüm kadınlara örnek olmakla birlikte kibrine ve gururuna yenik düşen bir kişi olarak da tüm insanlara çok güzel dersler vermektedir.
Turan KızıFriedrich Schiller · Kaynak Yayınları · 202046 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2019 48. kitabı
Kitap yazarın da belirttiği üzere 1914'ten sonra kaybolan burjuva toplumunun bir zamanlarki kültürüne ne olduğunu ele almaktadır. Bazı bölümlerde de günümüzdeki sanatların geleceklerine dair tahminlerde bulunur. Örnek vermek gerekirse ona göre heykeltıraşlık, günümüzde anıt dikmeye devam ettiğimiz için çok tutulmasa da devam etmektedir. Görsel sanatlar teknolojiden kötü etkilenmişlerdir ama mesela edebiyat hala aktif bir şekilde yaşamaktadır çünkü insanlar kitapları yanlarında taşıyabilmektedirler, gittikleri her yere götürebilmektedirler. Festivalleri ele aldığı bölümde her geçen gün festivallerin arttığını, bunun büyük bir gelir kapısı olduğunu söylüyor. Festivaller esi dini işlevleri olmasa da farklı işlevlerde kullanılıyorlar. (Bence ekonomik gelir ve siyasi amaçlar en önde gelen işlevler.) Kitabın birkaç bölümünde Yahudiler üzerine çok durmuş ve bu bazı yerlerde çok sıkıcı bir hal alıyor. Yahudiler hakkındaki düşünceleri benim de yıllardır düşündüğüm tarzda; her bilimsel alanda neden Yahudilerin öncü olduklarını önceden çok sorgulamıştım. Okuduğum bazı kaynaklarda Yahudiler artık tanrıdan yardım beklemek yerine çalışmaya karar verdiklerini anlatıyorlardı. Hobsbawm ise biraz özgürlüklerine kavuşmalarına ve Alman dilini özümsemelerine bağlıyor. Tabii ki bu da bir etken. Hobsbawm'a katılmayıp çok eleştirdiğim bir nokta küreselleşmenin kültürü yok etmediğine dair kitabın başındaki (s.27) düşünceleridir. İlerleyen bölümlerde bununla çelişebilecek ifadeleri olsa da burada yanlış düşünüyor. Ufak birkaç örnek vererek geçiştiriyor. Çin ve Hint dekorları ile süslenmiş kafeler örnek veriyor ya da Hollywood bünyesindeki yerel kültür unsurlarını aktarıyor. Ben alanın bizi paranoyaklaştırmasından ya da Adorno'dan çok etkilendiğimden olsa gerek bu iyimser örnekleri ticari
Parçalanmış ZamanlarEric J. Hobsbawm · Agora Kitaplığı · 20149 okunma
Puan vermedi·355 syf.··
Beğendi
·
2019 31. kitabı
Orhan Şaik hoca gözümde çok büyük işler yapmış olan Muharrem Ergin hocayı ve diğer birçok kişiyi bitiren adamdır. Kendisi eskiden kullandığımız Arap harfli metinlerle yazılmış olan eserleri günümüz alfabesine, günümüz dil yapısına çevirme işine girişenleri aşırı bir şekilde ve haklı olarak eleştiriyor. Muharrem Ergin hoca başta olmak üzere birçok kişi eser çeviriyorum diye o eseri katlediyor. Muharrem hoca kendisinden Dede Korkut üzerine notlarını istiyor ve Orhan Şaik hoca da notları veriyor ancak Muharrem hoca Dede Korkut kitabını çıkardıktan sonra notları iade etmiyor ve yararlandığını da belirtmiyor. Orhan Şaik hoca bunu da belirterek onun eserini eleştirmeye başlıyor ve yaptığı okuma hatalarını, çeviri hatalarını bir bir sıralıyor. Destursuz Bağa Girenler'in genelinde ele alınan eserlerde yanlış okunan, yanlış tercüme edilen eserlerden kelime örnekleri veriliyor. Ve Orhan Şaik hoca "bunlar kendileri bile okuduklarını anlamaktan acizken halka bir şeyler anlatmaya nasıl kalkışıyorlar.." gibi cümleler kuruyor. Bu işle uğraşıp bolca yanlış yapanların eylemlerini "bir milletin varlığını kazmalarla yok etmek" olarak tanımlıyor. Kamûs-ı Türkî'yi sadeleştirip günümüze uyarlayan kişinin de ipliğini pazara sererek "daha medli elif ile medsiz elifi okuyamazken çeviriye kalkışmış" diye eleştiriyor ki verdikleri örnekleri okuyunca söylediklerini az bile buldum. Kendisi ayrıca benim yıllardır beslediğim duygulara da tercüman olarak böyle düşünenin bir tek ben olmadığımı göstermiştir. Özellikle son birkaç yıldır çevremdeki insanlar, doktora öğrencileri ve akademisyenler sürekli ünlü bir yazar bulup vampir gibi kanını emmekteler. Yazarın yazdığı bir kitap üzerine onlarca konuyu çarpıtan, yazarın adı üzerinden geçinen kişiler var ve ben bunun kolaya kaçma olduğunu,
Destursuz Bağa GirenlerOrhan Şaik Gökyay · Kabalcı Yayınları · 200756 okunma
Puan vermedi·163 syf.··
2019 32. kitabı
Eser güzel ancak adını okuduğumda zihnimde çağrıştırdıkları ile kıyaslarsam beklentilerimin altında bir çalışma olmuş. Ayrıca kapak tasarımı(Mavi kapaklı 2. basım sanırım) da çok daha farklı şeyler çağrıştırdı bende ancak kitap içeriği bunların altındaydı. 1-2 yıldır arkadaşlarım mutlaka okumalısın gibi cümlelerle önerdiler ancak belirttiğim gibi beklentilerimin altındaydı. Bununla beraber tabii ki içerisinde çok güzel bölümler var. Yazar giriş bölümündeki "Bereket Lokantası"'nda esnafın müşteri çekip farklı şeyler istemelerine rağmen kendi dükkanında olanı bir şekilde satmasını ve bölgenin ağız özelliklerini işlemesi çok hoş olmuş. Davranışlar ve ağız özellikleri gerçekten de Türkiye'de olan değerlerden seçilmiş. İlerleyen bölümlerde Taşnak Cemiyeti'nin Ermenileri isyana zorlamasıyla ilgili bir bölüm vardı orası çok hoşuma gitti. Burada yazar ülkemizde bu tarz Ermeni ailelerin de olduğunu okuyucuya göstermek istemiş ki gerçekten de öyle. Bugün Sivas'ta yaşayan çok iyi Ermeniler var. Ta o zamanlarda Milli Mücadele'ye katılanlar, T.C. kurulunca subay olup vatana hizmet edenler var. Bu fotoğrafları gururla paylaştıkları sosyal medya grupları var ve Sivas değerlerine en çok sahip çıkan, bilinçli insanlar da yine onlar. Ayrıca tamamen Atatürk sevdalıları, bu yönlerini de çok seviyorum. Yazar tamamen Türk kültürünü işlemesine rağmen bazı yerlerde direkt olarak ilk yazılı kaynakalrımızdan alıntılar kullanmış. Örnek verecek olursak "Türk Düğünü" başlıklı bölümde Berke adlı kahraman sevdiği kız başkasına verilince sinirleniyor dua ediyor, kaçırmaya niyetleniyor ve duanın ardından yazar ".. birazdan sürüye dalan bir kurt gibi dalacak kafirlerin içine....... ifadesini kullanıyor. Bu ifade Orhun Yazıtlarından Kül Tigin'in doğu yüzünün on ikinci satırında
Türk DüğünüEmir Kalkan · Ötüken Neşriyat · 201052 okunma