“ben de senin gibiyim,” dedi. “her şeyi hatırlıyorum.” bir saniyeliğine durdum. her şeyi hatırlıyorsan eğer, demek geldi içimden, ve gerçekten benim gibiysen, o zaman, yarın gitmeden önce ya da tam taksinin kapısını kapatmak üzereyken, diğer herkese hoşçakal demişken; yaşamda söylenecek hiçbir şey kalmamışken, o zaman, sadece bu kez, bana doğru dön, sadece bir jest ya da sonradan aklına gelmiş bir şey olsa da, seninle beraberken benim için her şeyden değerli olan, o zamanlar yaptığın gibi, yüzüme bak, göz göze gel ve adınla çağır beni.
“…hayatını nasıl yaşayacağın sadece seni ilgilendirir. fakat unutma, yüreklerimiz ve bedenlerimiz bize sadece bir kez için verilmiştir. çoğumuz ister istemez, sanki yaşanacak iki hayatımız varmış, birisi taslak, öteki mükemmel versiyonmuş ve ikisinin arasında bir sürü versiyonlar varmış gibi yaşarız. ama sadece bir tane vardır, sen bunu anlayamadan yüreğin yıpranır ve vücuduna gelince, ona bakacak kimsenin kalmayacağı, yaklaşmak isteyenin hiç olmadığı bir noktaya varırsın. şimdi keder var. ben acıya imrenmem. ama senin acına imreniyorum.”