İnsanın ruhsal beslenmesi birçok kaynaktan olmalıdır; hem sevdiğinden beslenip hem de ailesi, arkadaşlarına ilgi göstermesi,kendini geliştirmesi, kariyerinde yükselmeye odaklanması gibi konular bir arada olduğunda hayatın lezzeti damakta iz bırakır.
Birinin sana değer vermemesini istiyorsan onu hayatının en merkezine koyman yeterli olacaktır.
Hayatının merkezine aldığın ve her şeyi ona bağladığın insan senin ona yaklaşımını
bir süre sonra sıradan algılayabilir (doğal olarak), bu kadar yakınlıktan ve beklentiden bunalabilir ve senden uzaklaşmak isteyebilir.
“Kendini yargıladığın zaman acımasız olmadan önce,başka birisi bana böyle bir sorunla gelseydi ona nasıl yaklaşırdım diye kendine telkin vereceğine söz vermelisin.”
Bir ilişki içerisinde senin ortaya koyduğun emekle karşı tarafınki arasında uçurum olmamalı. Eğer uçurum olursa, tüm yatırımını hiçliğe yatırmış bir insanın psikolojisi içerisinde, zararı kurtarmak adına ümitsizce kendini daha derin zararlara sokabilirsin.
Burada basit bir denge olmalı. Birisi senin için bir şeyler yapıyorsa, senin emeklerine değer veriyorsa her şey yolunda demektir. Ama değer bilmeyen birisi için sen de kendini onun seviyesine geriletmelisin ki, ileride bir yerlerde bu ilgini hak edecek insanlar için ortaya koyacak bir şeyin olsun.
İnsanlar senden istemediği halde senin onlara sunduğun maddi ve manevi şeyleri, diğer insanlar sana sunmak zorunda değildir. Elbette senden talep edilen şeylerin karşılığını bekleyebilirsin, buna hakkın var. Ama senden talep edilen ve senin emek harcayarak sunduğun şeyler bile karşı tarafta sana iyi ve adil davranmaya dair bir düşünce ortaya çıkarmayabilir. Bu üzücü bir durumdur.
Fakat senden talep edilmeyen bir şeyi sunduğunda, onlara bunu hediye etmiş olursun. Unutma, hediye karşılık beklemeden verilen şeydir. Ama günün birinde, “Ben sana şunu yaptım ve artık sıra sende,” dediğinde ya da demesen bile bunu hissettirdiğinde, karşı taraf, “Ben senden böyle bir şey istemedim ki, kendin yaptın,” diyebilir.