“Güçlü olduğunu düşündüğüm insanlar, bir şey istiyorlarsa bunu söylemekten hiç çekinmiyorlardı. Ve işin en güzel taraflarından biri, istedikleri şeyler için mazeret sunma gereği duymamalarıydı. Onlara göre en güzel sebep, ‘Çünkü ben böyle istiyorum.’ diyebilmekti.
İstemedikleri bir konu söz konusu olduğunda da bunu net bir şekilde ifade ediyorlardı. Aynı netlik, kırıldıkları zaman da devreye giriyordu. Surat asmak, trip atmak yerine; ‘Ben şu sebepten sana kırıldım, bu konuda üzgün hissediyorum.’ demeyi tercih ediyorlardı.
Böyle olunca karşı taraf söylenene hak vermese ya da onları anlamasa bile, söylenmeyen şeylerin içeride birikip ruha yük olması engellenmiş oluyordu.”
Yaşadığımız her iyi ve kötü olay, içinde bambaşka bir şeyin tohumunu barındırıyor olabilir; o tohumların içinde de bambaşka şeyler. Burada insanın yaptığı en büyük hatalardan birisi, olan şeyi olduğu haliyle görmemesi; birkaç adım sonrasını da tahmin edip onun da kaygısını, hüznünü yaşamasıdır.
“Duygularını kırılmaktan, kırmaktan korkmadan ifade etmelisin ki insanlar senin farkına varabilsin. Başka türlü, sen dünyanın en güzel çiçeğini içinde yetiştiriyor olsan da insanlar hiçbir zaman bunu fark edemeyecek.”