dışarıdan bakanlar nasıl görürler bilmiyorum ama bütün mevsimlerin dışına düşmüş anısız boyasız bir eski zaman resmine benzetirim kendimizi. arada bir konuşuruz tabii. sessizlik kimsenin bir başına kaldıracağı yük değil. daha çok geçmişten konuşuruz. gelecek bizim için acıklı bir zaman artık. bugünü dersen, yılgınlık gibi bir şey, neyini konuşacaksın. içindesin işte!
neredeyse hiç dışarı çıkmıyoruz. bizi sokağa çıkaracak bir heyecanımız kalmadı. dünya gittikçe büyüyen bir tedirginliğe dönüştü. belki de yaşama korkusu. aslına bakarsanız korkudan öte bir durum. vazgeçme. kabullenme. kimsenin görmediği bir kırılma. sessiz bir üşüme.
eğer içimizde bir gönül kaldıysa; masal dinleyen, şarkı söyleyen, şiir okuyan, sulara bakan, kuşlara gülen, ağaçları kucaklayan, yalnızlıkla ürperen bir gönül, dünyamız insanın gövdesinde yeniden filizlenmeye başlayacaktır. yoksa yaşadığımız gezegen hepimizi bir taş masalına çevirecek.
bütün bir toplum, aptal bir uyuşukluk içinde kötülüğün kendi kendini yok etmesini bekliyoruz. geçecektir elbette, biliyorum. geçmişin nasıl büyük bir mezarlık olduğunu kitaplardan önce hece taşları söylüyor bize.