Yalnızlığın o derin ânında, sadece benim olan eşref saatinde anlarım: Aşk, başarı veya zafer, ötelerden çağrılmamı engellemiyor. Gün, geceden kalan son gölgeleri de ışığıyla yutarken acıyla fark ederim: Evden hala çok uzaktayım.
Bu beni ‘kadın albenisi’ diye adlandırmaktan hoşlandığımız özelliklerin aslında hiç de kadınsı olmadığına, bilakis erkekliğin yansımasından ibaret olduğuna çarçabuk ikna etti; bunlar tam da kadınların bizi memnun etmek zorunda kaldıkları için geliştirdikleri özelliklerdi ve kendi büyük hedeflerini yerine getirmeleri noktasında asli bir yere kesinlikle sahip değildi.