“Ee, şey, bizim ülkemizde,” dedi Alice nefes almakta hâlâ zorlanarak, “bizim yaptığımız gibi bir süre çok hızlı koşarsanız,... genellikle bir yere varırsınız.”
“Sizinki ağır bir ülkeymiş!” dedi Kraliçe. “Şimdi, gördüğün gibi burada, var gücünle koştuğunda ancak olduğun yerde kalırsın.
Ve nihayet, küçük kardeşinin büyüyüp ilerde kendisi gibi yetişkin bir kadın olacağını getirdi gözünün önüne. Olgunluk çağlarında bile, çocukluğundaki o saf ve sevgi dolu kalbini koruyacağını; etrafına başka küçükleri toplayıp onlara pek çok tuhaf öykü, hattâ belki yıllar öncesinin Harikalar Diyarı düşünü anlatıp, çocukların gözlerini parlatarak meraklı bakışlarla dolduracağını; kendi küçüklüğünü ve mutlu yaz günlerini hatırlayarak, o çocukların saf dertleriyle dertlenip, saf sevinçleriyle sevineceğini düşündü.
Ablası, gözleri kapalı öylece oturuyor ve gözlerini açıp hayatın o sıkıcı gerçekliğine dönmekten başka çaresi olmadığını bile bile Harikalar Diyarında olduğuna inanmak istiyordu... Oysa biliyordu ki çimenlerin hışırdaması yalnızca rüzgardandı; gölcükteki dalgalanmalar bir o yana bir bu yana sallanan sazlardandı; çın çın fincan sesleri koyunların zillerinden çıkan şıngırtı sesiydi...
“Bunda bir anlam yoksa,” dedi Kral, “iyi ya işte, bu bizi anlam arama zahmetinden kurtaracak. Fakat yine de bana öyle geliyor ki,” diye devam etti Kral, bu arada manzumeyi dizlerinin üzerine koyup tek gözle incelemeye başlamıştı. “Kimi anlamlar çıkarılabilir..."