Dinler, Fiona'nınki de dahil ahlaki sistemler, çok uzak mesafeden görülen sıkışık bir dağ sırasındaki zirveler gibiydi, biri diğerinden gözle görünür biçimde daha yüksek, daha önemli veya daha doğru değildi. Yargılanacak ne vardı?
Moleküler bir olay patlayan bir evren misali genişleyerek insanlığın acıları ölçeğine ulaşmıştı. Ortada bir acımasızlık, bir intikam, işlerine akıl sır ermeyen bir hayalet yoktu. Yanlış yazılan bir gen, çarpılmış bir enzim formülü, kopan bir kimyasal bağdı sadece. Anlamsız olduğu kadar önemsiz bir doğal israf süreci. Aynı ölçüde tesadüfi, aynı ölçüde anlamsız olan sağlıklı, mükemmel teşekkül etmiş hayatı vurgulamaktan başka işe yaramıyordu. Dünyaya düzgün biçimlenmiş uzuvlarının hepsi yerli yerinde gelmek, acımasız değil sevgi dolu bir anne babanın evladı olmak, coğrafi ya da toplumsal tesadüfler sayesinde savaştan ya da yoksulluktan kurtulmuş olmak tamamen şansa bağlıydı. Dolayısıyla rahat rahat erdemli olabilmek de.