İnsanın Anlam Arayışı
9/10
·155 syf.··
2026 39. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 19:09
Merakla başladığım bu kitap, benim için gerçek bir başyapıt oldu. Hepimiz hayatın farklı dönemlerinde zorlu koşullarla mücadele ediyor, kendimizi ve varoluş amacımızı sorguluyoruz. Peki bütün bunların içinde bizi ayakta tutan şey ne? İşte bu kitap, tam da bunu anlatıyor. İnsanın Anlam Arayışı, Viktor Frankl'ın toplama kampında yaşadığı deneyimleri ve bu zorlu koşullar altında insanların hayata nasıl tutunduğunu anlatıyor. Kitap, insanın en büyük gücünün yaşadığı acılarda bile bir anlam bulabilmesi olduğunu vurguluyor. Umudun, amacın ve yaşam nedeninin insanı en karanlık zamanlarda bile ayakta tutabileceğini gösteren, psikoloji ve yaşam üzerine düşündüren bir eser. Okurken hayata bakış açımın değiştiğini hissettim. İnsan bazen en karanlık zamanlarda umudun ne kadar güçlü bir şey olduğunu unutabiliyor. Ancak Viktor Frankl, en zor şartların içinde bile insanın bir neden bulabildiğinde yaşamaya nasıl tutunabildiğini etkileyici bir şekilde bu kitapta göstermiş. Bir umut, bir amaç ya da bir anlam; insanın yeniden filizlenmesine ve hayata bağlanmasına yetebiliyor. Frankl’ın toplama kampı deneyimlerini okurken insan, acının sadece fiziksel olmadığını ama asıl kırılmanın insanın içindeki “umut” duygusunda yaşandığını fark ettim. Her şeyin elinden alındığı bir ortamda bile insanın elinde kalan tek şeyin kendi tavrı olduğunu anlatması gerçekten düşündürücü. Bu kitabı okurken biraz ağır ilerledim ama kısacık bir kitap olmasına rağmen bitirdikten sonra inanılmaz bir etki ve farkındalık yaratıyor. Bu kitabı okumanızı öneririm çünkü umudun, iradenin ve yaşam amacının insan hayatındaki yerini daha iyi anlamak için de okunması gerektiğini düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim değerli okurlar. Kitap puanlaması 9/10
1000Kitap
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,3bin okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 11:50
Taşların anlattığı bir hikayede duygulara yer olur mu? Peki engelli bir çocuğa sahip olan aile ve özellikle çocukların hikayesi, ajite etmeden ve duygu bulamacı yapmadan bu kadar etkileyici anlatılabilir mi? Kitap bitince bu sorulara bir tik atıyorsunuz. Fransa’da üç ödül alan kitap kısa ama oldukça etkileyici. Başlangıçta sizi alt üst eden ve yüzünüze gerçekleri çarpan anlatım, 30 lu sayfalardan sonra insanın duruma geliştirdiği adaptasyon ve hayatta kalma refleksi üzerinden devam ediyor. İlk başta ağabeyin, sonra kız kardeşin, en sonda da engelli çocuk vefat ettikten yıllar sonra dünyaya gelen sonuncu kardeşin gözünden okuyoruz hikayeyi. Yazar sade ve akıcı bir dil kullanmış, duygu yükü çok fazla olan süreçleri o kadar objektif ve vurucu aktarmış ki hayran kalmamak elde değil. Psikolojik referansları çok sağlam, ailenin hayata tutunma ve sabır noktasındaki motivasyonları da geçmişte bölgede yaşanan Katolik Protestan çatışmalarına kadar dayanıyormuş ve sabır, kader teması yer yer vurgulanıyor. Ağabeyin kendini çocuğa adeta vakfetmesi, insanın anlam arayışında Viktor Frankl’ın bahsettiği bir insanı yaşama acıyı insanda anlamlandırma gibi temalar üzerinden okunduğu takdirde gerçekten anlam kazanıyor, hayatının devamında kimseyle bağ kuramıyor ağabey. Kız kardeş çok çocuk olması sebebiyle öfke ve kıskançlık hatta nefret duyuyor. Minderinin tekmeleyecek kadar, bir seferinde onu tutmaya çalışıp boynunu kaydırdığı için hayatı boyunca insanların ensesine temas ediyor mesela. Bu durum ailede bireylerin nasıl etkilendiği ve yaşamları boyunca bu izleri taşıdığını gözler önüne seriyor. Sonuncu çocuğun hikayesini okurken de bunu görüyoruz. Görmediği kardeşin yükünü çekiyor sonuncu, anne babanın temkinli yaklaşımları, ağabeyin mesafesi, kız kardeşin kuşatıcılığı bu kardeşte bir
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,572 okunma
Reklam
Sevgi, umut ve anlam
Puan vermedi·155 syf.·
2024 5. kitabı
Üniversitedeyken bir hocamın önerisiyle tanıştığım, o günden beri de başucumdan ayırmadığım bir eser: İnsanın Anlam Arayışı. İlk okumaya başladığımda sevgiye ve aşka dair çok saf bir inancım vardı; her şeyin üstesinden sevginin geleceğine, insanın varoluş amacının temelinde sadece sevginin yattığına inanırdım. Viktor Frankl’ın satırları bu inancımı sadece desteklemekle kalmadı, aynı zamanda onu çok daha derin bir boyuta taşıdı. Bu kitabı iki kez okudum ve her okuyuşumda sevgi, acı gibi duyguların ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar fark ettim. Kitapta altını çizdiğim cümleleri ve aldığım notları okumak, benim için hep özel oldu. Frankl’ın kitapta da vurguladığı,insanın sevgiyle ve sevgi içinde kurtulabileceği fikrini kitabı okuduğumda benimsedim. Hayat bazen beni de herkes gibi yoruyor; 'Gerçek bir sevgi hala mümkün mü?' diye sorguladığım, umudumu kaybettiğim zamanlar oluyor. Tam da o yorulduğum anlarda, içimdeki o ses bana aldığım notları tekrar açıp okumamı söylüyor. O satırlar, vazgeçmemem gerektiğini bana hatırlatan en güçlü sığınağım. Hayatın anlamını bulmanın aslında düşündüğümüz kadar karmaşık olmadığını; onu kendi duygularımızla, kendi iç dünyamızla anlamlandırabilmenin mümkün olduğunu görmek isteyen herkesin bu kitaba bir şans vermesini dilerim.
Duygu ve Düşünce
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,3bin okunma
9/10
·572 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 16:10
Glenn Meade tarafından yazılan Sakkara'nın Kumları (The Sands of Saqqara), İkinci Dünya Savaşı yıllarında Mısır'da geçen, tarihi gerçeklerle kurguyu harmanlayan sürükleyici bir casusluk ve aşk romanıdır. Savaşın Almanya'nın aleyhine dönmeye başladığı Kasım 1943'te, çaresiz kalan Hitler, savaşın seyrini değiştirecek cüretkar bir plan yapar. Müttefiklerin Avrupa çıkarmasını planlamak üzere Kahire'de bir araya gelecek olan ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Winston Churchill'e suikast düzenlenmesi hedeflenir. Bu zorlu görevi gerçekleştirmesi için Alman gizli servisi Abwehr'in en parlak ajanlarından biri olan Binbaşı Johann (Jack) Halder görevlendirilir. Ekibe, bölgeyi iyi bilen genç ve güzel Mısırbilimci Rachel Stern de dahil edilir. Olayların geçmişi 1939 yılındaki Sakkara'daki arkeolojik kazılara dayanır. Genç bir Amerikalı arkeolog olan Harry Weaver, Johann Halder ve Rachel Stern, savaş öncesi bu kazıda birlikte çalışmış ve aralarında derin bir dostluk ile karmaşık bir aşk üçgeni oluşmuştur. Savaşın patlak vermesiyle yolları ayrılan bu üçlü, yıllar sonra suikast planı ve onu engellemeye çalışan gizli servis operasyonları nedeniyle yeniden karşı karşıya gelir Suikast planını öğrenen Amerikan istihbaratı, duruma müdahale etmesi için Yarbay Harry Weaver'ı görevlendirir. Kitap, eski iki dost olan Harry ve Johann arasında Mısır çöllerinde zamanla yarışılan amansız bir kedi-fare oyununa ve kahramanların kişisel sadakat ile inançları arasında verdikleri zorlu mücadeleye odaklanır.
Sakkara'nın KumlarıGlenn Meade · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2017965 okunma
10/10
·512 syf.··
2026 43. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 14:11
Bir çocuk doğuştan kötü olabilir mi yoksa annesinin ihmali sonucu mu kötülüğe sürüklenir? Merhabalar, bugün Lionel Shriver'in kendi korkularından esinlenerek yazdığı "Kevin Hakkında Konuşmalıyız" adlı romanla karşınızdayım. 2005 Orange Roman Ödülü kazanan eser, bence sonuna kadar hak etmiş. Öncelikle Metin son derece karmaşık ve çok katmanlı bir metin. Ama okuması da bir o kadar kolay. Romanda Columbine tarzı bir saldırı gerçekleştirerek sınıf arkadaşlarını, öğretmenlerini ve diğerlerini katleden bir çocuğun hikayesi anlatılıyor. Roman, bildiğimiz tarzdan farklı olarak Kevin'ım annesi Eva'nık eşi Franklin'e yazdığı bir dizi mektuptan oluşuyor. Yani bir kadın ve onun uzakta olduğunu varsaydığımız kocası hakkında bir diyalog okuyoruz. Eva bağımsız, özgür ve dünyayı keşfetmekten zevk alan bir karakter. Franklin ise daha donuk, ölçülü, sınırlarını çizen ve mutlu aile tablosu yaratmaya çalışan bir karakter. En azından Eva'nın mektuplarından gördüğümüz kadarıyla öyle. Metin boyunca Eva'nın bakış açısını dinlediğimiz için aslında hikayeye taraflı başlıyoruz biraz. Bazı yorumlar Eva'nın da çok masum olmadığını söylemiş ama ben okurken pek çok yerde Eva'yı anlatabildim. Eva anne olmayı hayatında bir değişiklik aşaması olarak görüyor ancak Kevin'ın doğumu, bağ kuramadığı bir çocuğa sahip olmanın çok da kolay olmadığını anlamasını sağlıyor. Franklin ise oğlunu sonuna kadar anlamaya çalışan ve bence "fazla" anlamaya çalışan bir karakter. Bu sebeple Eva hep Kevin hakkında en kötü senaryoyu düşünürken, Franklin ise o kadar fazla savunucu ki bazı işaretleri okuyamıyor. Ki ben okurken Franklin'e çok sinir olduğum için de biraz Eva'ya hak vermiş olabilirim. Okuduğumuz metin çocuk suçluluğunda annenin rolünü ve çocuğun doğasını sorgulatıyor. Ancak bir tarafta durmanızı istemiyor.
Kevin Hakkında KonuşmalıyızLionel Shriver · Koridor Yayıncılık · 2025242 okunma
Puan vermedi·512 syf.·
2026 9. kitabı
Oldukça rahatsız edici bir temaya sahip Kevin Hakkında Konuşmalıyız kitabının okumasını nihayet tamamladım. Gerek kitap için yapılan incelemelerde gerek önsözde yer alan övgüler kısmında özellikle üzerinden geçildiği üzere, ilk akla gelen rolün “anne” rolü olması sinirlerimi zıplattı. Kitap, ilk bakışta bir katil çocuk hikâyesi gibi okunmaya çok müsait. Hatta kısmen çevresel faktörlerden ötürü okuru şu sorulara sürüklüyor: İnsan kötü mü doğar? Bir çocuk yeterince sevilmediği için mi kötü olur? Anneyle kurulamayan bağ bir insanı karanlığa mı iter? Ancak bana göre romanın asıl meselesi bunlardan çok daha derinde. Benim aklıma ilk gelen şey şu oldu: Ey koca Aptal Franklin… Tüm bunlar gözünün önünde olurken görmemek için gösterdiğin çaba neydi? Anlamamak için neden bu kadar direttin? Kendi konforunu, kendi “normal aile” anlatını koruyabilmek uğruna neden her şeyi inkâr ettin? Ve doğuştan erkek olduğun için haklı olduğuna mı inandın gerçekten? Eva’nın en büyük hatası anne olmaya karar vermesi değildi. Franklin’in onu sevdiğini sanmasıydı. Onunla evlenmesiydi. Hâlâ sevmeye devam etmesiydi. Hatta aile kurumunda onu “babacık” yapmak istemesiydi. Trajik olan şu ki Eva da tam bu noktada, Franklin gibi körleşmeye başlıyor. Bu gezegenin neresinde olursak olalım aile kurumunda özellikle kadın figürün kalbini göğüs kafesinden söküp; eşine, çocuğuna, ailesine kanlı kanlı sunması bekleniyor. Kadınların hayatlarının ne kadar kolay tüketilebilir ve harcanabilir olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz. Kadınların annelikle birlikte kimliklerini kaybetmelerinin normal görülmesi, hatta bir vazife olarak beklenmesi korkutucu. Kendini adaması, özgürlüğünden vazgeçmesi, fedakârlığı doğal bir görev gibi taşıması, yorulmadan vermesi, affetmesi, tükenmeden sevmesi bekleniyor. Ve tüm bunları
Kevin Hakkında KonuşmalıyızLionel Shriver · Koridor Yayıncılık · 2025242 okunma
Reklam
Reklam