Mahkûmların doldurduğu konferans salonunda tam bir duygu patlaması yaşanıyordu.
Gözler nemli, gönüller mahzun ve yürekler alev alevdi.
Herkesin kendini sorguladığı o anda; iri yapılı, asi duruşlu ve saldırgan bir delikanlı fırlayıp bağırmaya başladı:
“Bana bak,” dedi, “benim Allah’a da, peygambere de ihtiyacım yok. Git sen o nasihatlerini gerici ve yobazlara anlat. Eğer senin anlattığın o sevecen Allah olsaydı, biz burada olmazdık! Bana müebbet hapis verilip bu zindana atılırken neredeydi o Allah’ınız? Şimdi de karşıma geçmiş, Allah’ın ne kadar merhametli olduğundan bahsediyorsun, öyle mi!”
Gardiyanlar, delikanlının ağzını kapatmaya çalışırken;
Öyle bir öfke kusuyordu ki her kelimesi birer ateş topu gibi yüreğimize düşüyordu.
Salon bir anda buz kesmiş, herkes şaşkınlık içinde birbirine bakıyordu.
Kimdi bu delikanlı?
Bir gün Resûl-i Ekrem Efendimiz, Enes ibni Mâlik’lerin evinde öğle uykusuna yatmış, altında meşin bir yaygı serili olduğu için terlemişti. Enes’in annesi Ümmü Süleym hemen bir şişe getirdi ve Peygamber Efendimiz’in mübârek yüzünde biriken terleri o şişeye toplamaya başladı.
Resûl-i Ekrem uyanıp da ona ne yaptığını sorunca, Ümmü Süleym:
“Kokuların en güzeli olan senin terini, güzel koku şişesine koyup saklıyoruz.” dedi.
Allah’ın Sevgili Elçisi bir sokaktan geçse, ardından da bir başkası o yola girse, orada kalan güzel koku dolayısıyla o kişi Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin oradan geçtiğini anlardı.
Bu rivâyetlere göre Sevgili Peygamberimizin rengi nûrânî beyazdı.
Bazı rivâyetlerde “yüzünün, kireç rengi gibi duru beyaz olmadığı” belirtilmiştir.
Gözleri iri ve siyah olup gözlerinin akı kırmızıya çalardı.
Kirpikleri sık ve uzundu.
Kaşları ince, uzun ve kavisliydi.
Diğer bir ifâdeyle “Keman kaşlıydı.”
Burnunun üst tarafı biraz yüksekçeydi.
Mübarek dişleri beyaz ve araları biraz açıktı.
Yüzü hafifçe yuvarlaktı.
Alnı açıktı.
Sakalı sık ve gür olup sakalının eni ve boyu göğsünü geçmezdi.
Göğsü ile karnı aynı hizadaydı.
Göğsü ile iki omuzunun arası genişçeydi.
İri kemikliydi.
Pazuları, kolları ve bacakları güçlüydü.
El ayaları ile ayaklarının altı genişti.
El ve ayak parmakları uzunca idi.
Vücûdunun açık yerleri gayet nûrlu idi.
Göğsünden göbeğine kadar olan kısımdaki tüyler ince bir şerit gibi uzanırdı.
Orta boyluydu; boyu ne aşırı derecede uzun ne de göze batacak kadar kısaydı. Ama uzun boylu biriyle yürüyecek olsa, ondan daha uzun görünürdü.
Saçları ne kıvırcık ne de dümdüzdü.
Tebessüm etmek üzere mübarek ağzını açtığında, dişleri tıpkı bir şimşek parıltısı gibi, dolu tanesi gibi göz alırdı.
Konuşurken ön dişleri arasından bir nûr akıyormuş gibi görünürdü.
İnsanların en güzel boyunlusu o idi.
Tombul yüzlü ve yumru yanaklı değildi.
Eti sıkı, vücûdu derli toplu idi.