İnsan, cinselliği yaşayan tek canlı değildir ama cinselliği düşünen, sorgulayan ve anlamlandıran canlıdır. Bu yüzden cinsellik insanlarda sadece bir içgüdü değil; kimlik, aşk, sadakat, özgürlük, güç, ahlak ve hatta metafizik sorularla bağlantılı hale gelir.
Örneğin Platon aşkı ve arzuyu insanın eksikliğini tamamlama isteğiyle ilişkilendirirken, Sigmund Freud insan davranışlarının önemli bir bölümünde cinsel dürtülerin rol oynadığını savunmuştur. Daha sonra Michel Foucault, toplumların cinselliği sadece bastırmadığını; aynı zamanda onu tanımlayarak ve sınıflandırarak şekillendirdiğini ileri sürmüştür.
Bilimsel açıdan ise cinsellik, üremenin ötesinde işlevler kazanmıştır. İnsanlarda uzun süreli eş bağları, ebeveyn işbirliği ve sosyal ilişkiler cinsellikle yakından bağlantılıdır. Bu nedenle evrimsel biyologlar, insan cinselliğinin hem biyolojik hem de sosyal seçilim tarafından şekillendiğini düşünür.
Belki de en ilginç nokta şu: İnsanlık tarihi boyunca savaşlar, dinler, devletler ve teknolojiler değişti; ama aşk, arzu, yakınlık ve ilişki kurma ihtiyacı varlığını sürdürdü. Bu yüzden cinselliğin tarihi sadece bedenin değil, aynı zamanda insanın yalnızlıkla, sevgiyle ve başka bir bilinçle bağ kurma isteğiyle ilgili bir tarihtir.