...psikanalizin salt cinsel dürtü (veya yaşam dürtüsü) temelinde tatminkar bir yaşam inşa etmeyi mümkün kıldığına inanmak, Freud'u büsbütün yanlış anla mak demektir. Nasıl ki zihnimiz sadece ölüm dürtüsüyle meşgul olursa ölümcül bir depresyona girer, etkisiz hale gelirsek, cinsel dürtüyle veya yaşam dürtüsüyle meşguliyet de ancak sığ, narsisistçe bir varoluşa yol açabilir. Zira bu, gerçekliği rafa kaldıran, hayatı her anını eşsiz kılan unsurdan, yani o anın son anımız olabileceği gerçeğinden mahrum bırakan bir varoluş biçimi olacaktır.
Davranışçı çalışmalar... Freud'un teorisi ruhun karanlık köşelerini, yani gözleme en uzak güçleri aydınlatmaya çalışan bir içe bakış psikolojisi olmaktan çıkarırdı.
Davranışçılık, dışardan görülebilenlere, tarafsız bir gözlemcinin nesnel olarak inceleyebileceklerine, tekrarlanabilecek ve sayısal değerler verilebilecek olgulara odaklanır. Psikanaliz ise insanın yaşamının özgün yanlarıyla (onu kalan herkesten farklı kılan özgün yaşam öyküsüyle) ilgilenir ve kullandığı yaklaşım da davranışçılıkla taban tabana zıttır.
Efsanede Narkissos'un kendi yansımasında boğulması olarak simgeleştirilen şey... narsisist kişinin duygusal ölgünlüğüdür. Narsisizm, başkalarıyla yakın, karşılıklı, her iki taraf için de doyumlu ve zenginleştirici ilişkilerden mahrum, sığ, anlamsız bir yaşama yol açar.