• Çünkü her kim kendi içindeki  insanı anlamayı öğrenirse başkalarının içindeki insanı da 
    anlamaya başlar

    Sigmund Freud
  • Bütün memlekette olduğu gibi hayvansal güdüler maksimumda, vajina meraklıları sınıfsal fark gözetmeksizin çoğunlukta! Freud Türkiye'de olsa nutku tutulur, fortçu olur çıkardı.
    Kanat Güner
    Sayfa 30 - MB Yayınevi
  • "Deli, uyanıkken rüya görendir."
  • Freud, dünyayı kavramak için iki farklı yol olduğundan söz eder: Bir yandan sanat, din ve felsefe yoluyla (ki bunlar, kaleminin ucundan vefasızca dökülürler); bir diğer yandan da psikanaliz (yani onun "psikanalizi") yoluyla ...
    İlk gruba girenler, biçimsel güzelliği ön planda tutan masallar, edebi alegoriler, dini mitolojiler, felsefi kurgulamalar önerirken; ikinci gruptaki kişiler de primısin ter pares (eşitler arasında birinci) yasasına uygun olarak, klinik gözlem sonucu elde edilen bilimsel gerçeklik­leri sunarlar. Ontolojik işeyicinin idrarı veya konserdeki çalıcının osuruğu söz konusu olduğunda, bunu oldukça net bir şekilde gözlemlemek mümkün elbette ...
  • SÜLEİKA
    Yaşam ne olursa olsun,
    Onu yaşayabilirsin;
    Kendini bildiğin sürece,
    Hiçbir şey kaybolmuş değil.
  • Hayal gücündeki en temel ve en uç çift, kadın ile erkektir; agresif erkek ve anlayışlı kadın, savaşçı erkek ve hayalperest kadın. Bir aşk alemi vardır, bir de savaş alemi, Freud'un Eros'u ve Thanatos'u.
  • 432 syf.
    ·33 günde·Beğendi
    'Elbiselerinizi çıkartın, okuyacağınız inceleme de üşümeyeceksiniz.'

    Bazı kitaplar o kadar önemlidir ki tartışmak bile hakaret gibi gelir, küfür, rüya aleminde veya uzaklara dalarcasına kalakalır insan. Bu kitaplar ıstırap, acı, çekicilik, şehvet, titrek bir alıcı kuvvet barındırır...

    Kitap hakkında kısaca bilgilendirme için şunu söylemek yeterlidir. Dönemin büyük psikiyatristlerinden Josef Breuer'a Salomé tarafından bir not gönderilir bu not kendi için değil, çok sevdiği bir 'dostu' Nietzsche içindir. Böylelikle görüşme ayarlanır, Breuer yüzlerce hastası gibi düşündüğü birini beklemeye başlar ve o gün gelir...

    İçeri giren bir ruh mu? Hayalet Casper mı? Kim olabilir, kim bu yürüyen 'bataklık'? Başını öne eğmiş, bıyıkları pofuduk gibi bir hale gelmiş, umutsuz, bitkin, öhöm deyince düşecek vaziyette ki bu kişi kim? Evet, evet evet Nietzsche, bingo!...

    Birkaç görüşme sonrası Nietzsche'nin psikanaliz, davranış ve insan psikolojisini derinden etkileyen vecih acı kahve tadında gerçekler Breuer için büyük bir zevk haline gelir. O zaman pek tanınmaya Freud ile tartışmaya, bu vaka üzerinde sohbetler yapılmaya başlar ve ilk kez kitabının bir kısmını o gece okumaya başlar Breuer. Nietzsche'nin evliliğe, insana, sevgiye, umuda, bağlılığa, özgürlüğe dair düşünceler bir süre sonra okuyan için kitabı kapatmaya Breuer içinse sorgulamanın dibine götürmeye yetecektir.

    Gelelim Nietzsche'nin kadınlar üzerine sert söylemlerine

    İnsanca Pek İnsanca kitabında belirtmiştim ama bu kitabın konusu üzerine tekrar bahsetmekte yarar var.

    Nietzsche babasını genç yaşta kaybetmiştir. Bu sebeple ailede egemen olan kadınlar (anne, kız kardeşi, teyzesi...) bu nedenle kadınlara karşı mesafeli, asabi ve zayıf olarak bilinir. Nietzsche, bunun yanı sıra birçok kadının üzerinde ilgisi olmasına rağmen bunu umursamaz, pasif kalarak geçiştirir. Kız kardeşi Elisabeth'ten ve annesinden(Franziska Oehler) nefret eder, ama bu nefret sadece dışavurum ile gösterilir. Oysa içerisinde müthiş bir duygusallık ve sevgi barındırır. Nietzsche'nin annesine yollamış olduğu bir mektupta: ''Kendime karşı en derin aykırılığı ve içgüdülerimin haince alçaklığını içimde aradığım zaman, orada hep annemi ve kız kardeşimi buluyorum, en aciz olduğum anları... Çünkü o zaman zehirli solucanlara karşı koyabilecek gücüm olmuyor... Psikolojik eşgüdümünüz, böyle bir öncel uyuşmazlık düzenini mümkün kılıyor. Ama aslında ebedi dönüş için annem ve kız kardeşimin her zaman en büyük engeli teşkil ettikleri kanısında olduğumu itiraf ediyorum.'' Yoksa Nietzsche hakkında düşünceler değişiyor mu, hayır mı?

    Demek istediğim: #100718388

    https://www.youtube.com/watch?v=O1IAn0nYiIU (bu türküyü de dinlerken bırakmak istedim:)


    Ve Salomé'ye geldik...

    “Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın.”

    Ne güzel bir cümle değil mi? Pofuduk bıyıklımdan tabii.

    Nietzsche ilk kez 1882 yılında Salomé ile tanışır ve yukarıdaki söz ilk kez onu gördüğünde telaffuz edilir. Din üzerine tartışmalar karşılıklı olarak birbirlerini çok etkiler ve dostlukları kat ve kata pekişmeye başlar. Elbette bu kendini kadınlardan aşağı gören Nietzsche için farklı duygulara uyandırmaya başlar. Nitekim bu öğrenilince Salomé tarafından red ile sonuçlanır çünkü Salomé için evlilik sohbetin, dostluğun bittiğinin habercisidir bunun nedenini de cinselliğe de bağlıyor. Bu düşünceyle halihazırda 34 yaşına kadar hiçbir cinsel ilişkiye girmeyip bekaretini koruma itmiştir kendsini...Kısacası Nietzsche'nin aile ve Salomé etkisi kadınlar üzerindeki söylemlerin en büyük kaynaklarıdır.

    Nietzsche ve onun gibi hassas bünyeye sahip sen, biz, bizler şunu kendimize soruyoruzdur: ''Neyim ben?" diye sordum kendime orada otururken Tanrı'nın şakalarından biri sadece!''

    Kitapta beni etkileyen iki cümle paylaşmak istiyorum ve elbette yorumlamak. Okurken kapatıp gülmeye başladım, yo hayır keyif aldığım için değil; sütsüz bir amerikano içmiş gibiydim de (içenler tahmin ediyordur:)

    ''Yüzeyden bakınca göremezsiniz. Dışarıdan bakınca çok iyi bir yaşam sürüyor gibi görünüyorum. Ama biraz derinlere inerseniz, içimde koskoca bir ümitsizliğin hüküm sürdüğünü görürsünüz.''

    Kaşını mı kaldırdın bu inci taneleriyle yazılmış her bir harfin bir araya gelmesine? Bu şaşkınlık belirtisi mi yoksa...nereye bakıyorsun? Ah, daha dikkatli bir soru sormalıyım: ''Dikkatli bakıyor musun?''

    Günümüzde sıradan insanların yüzüne bakınca ne görüyoruz? Hiçbir şey mi, ee hayat mücadelesi mi? Peki arkadaşlarınızın? Ee gelecek kaygısı mı? Peki dostlarınızın? Ee geçici menfaatler mi yoksa sizin için her şeyi yapabilecekleri yüz ifadesi mi? Peki ya aileniz? Sevgi mi, köprüyü geçmek için geçici bir durak mı, bağlılık mı yoksa hiçbiri mi? Peki niçin, neden?

    Öylesine mi, öyle olduğu için mi yoksa öyle olması gerektiği için mi? YA DA KOCA BİR HİÇ Mİ!...

    Paulo Coelho en güzel cümleyi Veronıka Ölmek İstiyor kitabında belirtmiş (bu kitabı da mutlaka okuyun): ''Yüzeyde görünen sevincin, mutluluğun, neşenin ardında gizlenen acının, nefretin, öfkeden kimsenin haberi yok.''

    Kitapları okumaya, bir şeyler yapıp bundan olabildiğince zevk almaya, mutsuz olmamıza ihtiyacımın olmasının amacı nedir peki, hiç sordunuz mu kendinize? İnsan hayatı boyunca farklı rollere bürünme eğilimine iter kendini öyle ya farklı olmak, görünmek herkesi mutlu eder. Övülmek, övgüyü alabilmek, kokmuş egoyu gizliden gizliye yüceltmek, düzüşmüş ruhun içinden yapmacık şekilsiz artıkları geliştirmek...herkesin gayesidir, herkesin hassas noktasıdır.

    İkinci bir tip insan modeli de vardır ve bunlar hayatın istisnai güzellikleridir. Kitap şöyle açıklamış:''Tek ödevin kendin olmaktır. Güçlü ol: Yoksa, büyümek için hep başkalarını kullanmak zorunda kalırsın.''

    Aslında başkalarını sen kullanmıyorsun, onlar seni kullanıyor. Asosyal misin, sosyal olmak için kirli bir ele ihtiyacın oluyor. Sessiz, toplumun yapısına farklı mı görünüyor, ötekileştiriliyor musun? O zaman hayat sana dikenlerle dolu bir baston uzatıyor. Çok mu hassassın? O zaman da hayat sana ruhu satılmış bir aracı sunuyor.

    Diyor ya; tek ödevin kendin olmaktır diye. Ve bu savaşta bırak ne olacaksa olsun, olacaklar olmasını arzu etmediğin olaylardan daha zararlı, hasar bırakacak türden değildir. Başkalarını kullanmak yerine kendini kullan, kendini yıprat, kendini tüket ama bir başkasının yanında yıpranmak kadar kötü bir şey yoktur. Çünkü işin sonunda bir kendin de olmayacak ve aynada baktığında bir yansıman...


    Keyifli okumalar.