idolüm
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:45
Her kitabında insanın toplumsal bir canlı olduğu gerçeğinden beslenerek hareket eden yazarımız yine aynı çizgide kalarak insan ilişkilerinde herkese lazım olacak bir içerikle karşımıza çıkmış. Temelde insanın var olma yolunda en önemli becerisinin diğer insanlarla iş birliği kurabilmesi olduğunu savunan Adler bu doğrultuda önümüze çıkabilecek sorunları ve bu iş birliğinin çocukluktan itibaren nasıl inşa edileceğini anlatmış. Anneyle kurulan bağ, aşağılık kompleksi, üstünlük kompleksi, şımartılma ve organ yetersizlikleri başlıca konu başlıkları olarak ifade edilebilir. Çeviri ve dil konusunda bir kaç ufak tefek sorunlar olsa da genel itibariyle akıcı bir dili var.
Sosyal İlgiAlfred Adler · Say Yayınları · 202459 okunma
Puan vermedi·195 syf.··
2026 33. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:03
Bu kitap bana şunu öğretti: dünya ne kadar kararırsa kararsın, bazen tek bir insanın samimi dostluğu, bir dükkanın huzuru veya rüyalara tutunma çabası, tüm o karanlığı biraz olsun dağıtabiliyor. Franz ile birlikte ben de biraz büyüdüm, biraz hayal kırıklığına uğradım ama en çok da 'insan kalabilmenin' o ağır sorumluluğunu hissettim. Freud gibi dev bir zihnin, sadece tütün almak için gelen genç bir çocuğun rüyalarını ciddiye alması... Bu o kadar naif, o kadar güzel bir detaydı ki.
Tütüncü ÇırağıRobert Seethaler · Jaguar Kitap · 20211,705 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kendine Çarpan Bir Zihin: Tehlikeli Oyunlar
6/10
·479 syf.·
2026 20. kitabı
Önsözünü okumamanız gereken bir kitap kendisi. İnsan bari "spoiler içerir" diye bir not düşer. Kitaba henüz başlamadan sonuyla ilgili önemli bir detayı öğrenmiş oldum. Bu yüzden, okumayı düşünenlere önsözü en sona bırakmalarını tavsiye ederim.Tutunamayanlar'ı değerlendirirken Oğuz Atay'dan ve hayatından bahsetmiştim. Bu nedenle burada tekrar aynı konulara değinmeyeceğim. Kitabın sonunda yer alan değerlendirmelerden birini çok beğendiğim için incelememde ona da yer vermek istedim. Hepimiz çocukken oyunlar oynadık. Kimi zaman yaşadıklarımızı, kimi zaman yaşayamadıklarımızı, kimi zaman da hayal dünyamızın izin verdiği ölçüde bambaşka hayatları canlandırdık. Tehlikeli Oyunlar'da da buna benzer bir durum vardır. Yaşanmamış olaylar oynanır, yazılır ve yeniden kurulur. Kitaptaki hayali arkadaş meselesi de biraz çocuklukla ilişkilidir. Freud, 3-6 yaş aralığında hayali arkadaşların normal olduğunu söyler. Tıpkı Albay Hüsamettin gibi... "Ben çocukları sevmiyordum; onları çok aptal buluyordum. Allah'tan ben çocuk olmamıştım." der Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar'da. Belki de yazdıklarının bir kısmı yaşayamadığı çocukluğundan kaynaklanıyordu. Bu yönüyle Tehlikeli Oyunlar, biraz da yaşanamamışlıkların ve hayal kırıklıklarının romanı gibi geliyor bana. Anlatım bakımından Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar'a oldukça benziyor. Ancak konu bakımından farklı eserlerdir. Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın memleket meseleleriyle ilgilenilen yıllarda tanıdığı insanları ve çevreyi konu alır. Ancak bunu doğrudan anlatmak yerine, o çevrenin eksiklerini, çelişkilerini ve insanlarını alaycı ama aynı zamanda acı bir bakışla eleştirir. Tehlikeli Oyunlar ise daha çok kadınlarla ilişkiler, duygusal çatışmalar ve insanın karmaşık iç dünyası üzerine kuruludur. Romandaki düşünceler ve
İnceleme
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Yalnızlık Zamanında Aşk: Samimi Bir Hesaplaşma
7/10
·200 syf.·
2026 126. kitabı
Paul Verhaeghe’nin Yalnızlık Zamanında Aşk kitabı, aşk konusuna dair kalıplaşmış övgülerin çok uzağında, adeta zihnimizin karanlık depolarına el feneri tutan bir eser. Yazar, üç denemeden oluşan bu kitapta Freud ve Lacan’ın kavramlarını ustaca kullanarak aşkın toplumsal doğasını, özellikle de postmodern çağın getirdiği yalnızlık ve yabancılaşma içinde aşkı sorguluyor. Kitabın en güçlü yanı, aşkı sadece romantik bir duygu olarak değil, karmaşık bir dürtü ve arzu dinamiği olarak ele alması. Verhaeghe, özellikle "İmkânsız Çift" ve "Kaçışan Babalar" denemelerinde, modern ilişkilerin altında yatan nevrotik yapıları ve Oedipus kompleksinin günümüzdeki yansımalarını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Kitap, modern dünyada zevk almanın neredeyse bir zorunluluk haline gelmesinin yarattığı can sıkıntısı, kaygı ve öfke gibi duyguları da acımasızca teşhir ediyor. Bu açıdan, günümüzün “fast food” tarzı aşk kitaplarına karşı gerçek bir panzehir niteliğinde. Ancak kitabın, özellikle psikanalizle arası olmayan okurlar için zorlu bir okuma olabileceğini de söylemek gerek. Verhaeghe’nin dili zaman zaman oldukça teknikleşiyor ve psikanalizin kendine özgü jargonu, anlatılanların derinliğini hissetmeyi zorlaştırabiliyor. Ayrıca, yazarın toplumsal cinsiyet ve ilişkiler üzerine yaptığı bazı genellemeler, özellikle günümüz okuyucusu için kaba veya klişe gelebiliyor. Tüm bunlara rağmen, Yalnızlık Zamanında Aşk aşka ve ilişkilere dair ezberleri bozmak isteyenler için vazgeçilmez bir rehber. Verhaeghe, kitabın sayfaları arasında okuyucuya hazır cevaplar sunmak yerine, doğru soruları sormayı ve bu soruların cevaplarını kendi içimizde aramayı teşvik ediyor. Eğer aşkı büyülü bir peri masalı olarak görmekten sıkıldıysanız ve bu duygunun psikolojik, toplumsal hatta politik arka planını merak
Yalnızlık Zamanında AşkPaul Verhaeghe · Axis Yayınları · 202327 okunma
Çerezlik kitap
7/10
·50 syf.··
2026 5. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 14:38
Alber einstein ve sigmund freud arasında davet ile başlayan kültürel savaş sohbetinin kitabı. İki savaşa karşı olan kişinin savaşa karşı olarak savaşa sebep olan insan içgüdüleri üzerine yapılan konuşmaları. Çerezlik bir kitap. Okuması keyifli
Duygu ve Düşünce
Einstein’a MektupAlbert Einstein · Kafekültür Yayıncılık · 2017454 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 8. kitabı
Orhan Kemal'in yazarken ağladığı o kitap:El Kızı Bu kitap tıpkı bir Yeşilçam romanı gibi, ama sonu mutlu değil buruk bitenlerden. Sigmund Freud bizim toplumumuz tarafından hep çok başarılı ve haklı bulundu. Çünkü bizim toplumumuzda belki de yüzyıllarca yer etmiş gelin-kaynana gerçeği var. Aslında sorunlu olan gelin-kaynana değil asıl sorun olan annesinin ve eşinin konumunun ayrımını yapamayan, Ağa, paşa gibi sözlerle büyütülmüş, babasından gördüğünü aynen eşine ve annesine uygulayan evin oğulları. İşte kitabımızda böyle karakterlerle başlıyor. Zalim anne Hacer, onu yücelten oğlu Mazhar, ve kaynana eziyeti altında zulüm gören Nazan. Ah Nazan! Öncesinde kitap başladığında öyle çok kızdım ki sana. "Neden hakkını aramıyorsun, neden sesini çıkarmıyorsun" diye sonra anladım ki meğer büyültüldüğün sözler çok da farklı değildi. Senin büyütüldüğün sözler "Erkek kadının küçük tanrısıdır" sözleriydi. Bizim toplumumuzun en büyük cehaletinin ve putunun "elalem" olduğunu kitapda bir kez daha görüyoruz. Kadınlar bu toplumda hep eziyet çekti çekmeye de devam ediyor. Sanmayın ki kitapta yaşananlar günümüzde yaşanmıyor. Belki kadınlar kaynanasıyla aynı evde yaşamıyor ama iş hayatında yaşadığı mobinglerin pek de farklı yok esasen. Yahut daha kötüsü olan tacizler, tecavüzler sonucunda suçluya gereken cezayı vermeyen hakimler, suçlunun takım elbise giyince cezasının hafiflemesi bize toplumun geliştiğini mi gösteriyor yahut bir arpa boyu yol gidemediğimizi mi? Bazı şeyler bitmiyor yalnızca şekil değiştiriyor. Umutsuz muyuz peki? Elbette hayır! Kitaptaki Haldun karakteri tam da bunu simgeliyor. İyi ve saygılı, gereken değerlerin verildiği gelecek nesilin bizlere umut ışığı olduğunu. Bu çarkın değişmesi için yeni nesile gereken eğitimin ve manevi değerlerin öğretilmesi ve eğitilmesi şart.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,2bin okunma