“(kadın)..Yaratılmanın edilgenliğinden kurtulup yaratma duygusunu tatmak ister. Bu yaratma duygusunu doyurmanın bir çok yolu vardır; bunlar içinde en kolay ve en doğal olanı, annenin yarattığı varlığa karşı gösterdiği; ilgi ve sevgidir. 
Anne, kendisini bebeği ile aşar. Ona duyduğu sevgi, yaşamına anlam ve değer kazandırır.”(Erkeklerde bu üstün olma gereksinmesi çocuk doğurarak karşılanmadığı için, kendini aşma isteği, insan yapısı şeyler ve düşünceler yaratarak duyulmak istenir.)
“Vadedilmiş toprak, (toprak her zaman ananın simgesidir) süt ve bal ırmaklarının aktığı yer olarak tanımlanır. 
Süt, sevginin ilk görünümünün, ilgi ve onaylamanın simgesidir. Bal, yaşamın tatlılığını, ona duyulan sevgi ve yaşamanın mutluluğunu simgeler. Annelerin büyük çoğunluğu “süt” verebilmektedir ama onların pek azı “bal” da ekleyebilirler. Annenin bal verebilme yetisine sahip olabilmesi için sadece “iyi anne” olması yetmez, mutlu bir kişi de olmalıdır. Bu noktaya erişen annelerin sayısı pek yüksek değildir. Annenin çocuk üzerindeki etkisi pek abartılmış sayılmaz. Annenin yaşamaya olan tutkusu, huzursuzluğu gibi bulaşıcıdır. Her iki tutumda çocuğun tüm kişiliği üzerinde derin etkilere sahiptir. Gerçekten çocuklar -ve yetişkinler- arasında, sadece “süt” emenler, “süt ve bal”ı beraberce alanları birbirinden ayırmak hiç de zor değildir.”