Hamza başından beri seviyordu, Hasret bazen o sevginin elinden kayıp düşeceğini hissederdi, sanki Hamza bir anda ben seni sevmekten vazgeçtim diyecekmiş gibi bir korku düşerdi içine. Ya hisler tükeniyordu ya da ömür. Hasret onca şeye rağmen tozpembe görüyordu her şeyi.
Bu kez ikiletmeden genç kızın bacaklarına doladığı kolunu serbest bıraktı adam ama sırtında duranı geri çekmemiş, kaçmasını engellemişti kendine göre. Hâlâ gözlerini kapatan ince ellerinin hissine gülümsedi. "Bas ayaklarımın üzerine Hasret, daha da taş değdirmem tenine."
Hasret'in gözlerinin içine baka baka öptü çekincesizce. Genç kızın şaşkın hâli umurunda değildi. Dudaklarına bastırdığı yemeniyi burnuna yaklaştırdı, derin derin soludu kokusunu. Hâlâ ayırmıyordu bakışlarını onunkilerden. "Seni sonraki görüşümü hasretle bekleyeceğim."
Kendi laf oyununa değil de Hasret'in daha da şaşkınlığa bürünen yüz ifadesine gülümseyip çenesine dokundu usul usul. "Kendini çok yorma Hasret, canın sana değildir belki ama bana çok kıymetli."
"Dönünce ne konuşacaksın benimle?" diye sordu alttan alttan bakarak. Adamın bakışlarını bu kez yüzünde hissedince utandı, öylesine bir bakış değildi çünkü. Resmen alacak gibi bakıyordu adam. Hoş, peşinden buraya kadar geldiyse niyeti de buydu.
"Halini hatırını," diye başladı adam. "İyiliğini, sağlığını. Dününü, bugününü..." Hasret'in yüzünü okşayıp geçti bakışı bir kez daha, eli yavaşça genç kızın çenesinin ucuna dokunarak kaldırdı zayıf yüzünü. "Yarınımızı."
"Eminsin yani benden yana."
"Yanılsam dahi pişman olmam."
"Büyük konuşuyorsun," diyerek kaşlarını kaldırdı Hasret.
"Varsın senden yana büyük konuşayım."