Korkunç, anlaşılması da güç biraz, üstelik elle tutulacak kadar yakın ve uzak; kişinin kendi geçmişi gibi. Ben de yüksek bir yere tünemişim, sırtım acıyor, ayaklarım uyuşmuş beklemekten, bir yandan da korku. Yapacak başka şey olmayınca, ister istemez o büyük, o kara fareleri seyreder insan. Gözleri kamaşır karanlığın içinde ve öyle bir an gelir ki bilemezsin artık, tünediğin yerde misin hâlâ yoksa düşüp hapı yutmuş musun?
Ama bedenimi inandıramam nedense, gerektiği zaman bütün insanların iyi olabileceklerine inandıramam bedenimi; ürker, siner, bu korkusundan kurtulmak için bir denemeye girişmektense saklanacak delik arar.
Uyuyamayınca insan, ne sorduğunu bilmeden sorar. Durmadan sormak gelir insanın içinden. Uyuyamamak demek, bir şeyler öğrenmek demektir, zaten; sorulara karşılık bulunsa kaçar mı kişinin uykusu?