Fatih

Fatih
Frangar, non flectar
Padişahın oluşturmayı istediği yeni askeri teşkilat sivil niteliklerden tamamiyle soyutlanacak». Askerler kışlada yatıp kalkacak, karavanadan yemek yiyecek, belli bir ücret alacak, sabahtan akşama kadar askeri eğitim görecek, talim yapacak, kesinlikle ticaretle, esnaflıkla, tefe işleriyle vs. uğraşmayacaktı. Mali kaynaklar itibarıyla Yeniçeri Ocağı tam bir askeri kurum olmaktan uzaklaşmış, sivil / asker bir örgüt görünümü almış bulunuyordu. Sultan / Halife ise bu yapıyı ortadan kaldırarak, sivil yaşamla bağlantısı bulunmayan, sadece padişahın merkezi kontrolü altında, onun oluşturduğu iç ve dış siyasetlere dayanak teşkil eden silahlı bir güç oluşturmayı amaçlıyordu.
Sayfa 167·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Napoleon Bonaparte, hem ihtilal enerjisiyle kavrulan Fransa halkını cephelere sürerek deşarj ediyor, hem de onların ve diğerlerinin et, kan ve kemikleri üzerine yeni rejimlerin, yeni öğretilerin, ama mutlaka Laik Cumhuriyetlerin kurulmasına ortam hazırlıyordu. Fakat bazı ülkeler, cereyan eden olayların gizemini kavramaya çalışmak yerine, Fransız Ordusu'nun cafcaflı görünümüne kendini kaptırıyordu. Bu ülkelerin başında ise Osmanlı İmparatorluğu geliyordu.
Alıntı
Napoleon aslında, kurulacak "Yeni Dünya Düzeni" öncesinde Avrupa'nın altını üstüne getiren, Fransa'daki kaosu bütün Avrupa'ya yayan, kullanıldıktan sonra da kirli bir mendil gibi kenara atılan zavallı bir askerden başka bir şey değildi. Nitekim onun sayesinde Fransa Laik bir hukuk devleti oldu ve krallığın temel dayanakları, onun döneminde yapılan düzenleme sonucu ortadan kalktı.
Sayfa 159·Kitabı okudu
Alıntı
Dinsel bürokrasi (ulema) ile siyasal / militer bürokrasi, hem ülke yönetimini hantallaştırıyor, hem de birbirlerine karşı üstünlük sağlamak amacıyla -ahlâk kurallarını da yok sayarak- mücadele ediyorlardı. Bu mücadele sadece dinsel / siyasal bürokratik örgütlenme bünyesiyle sınırlı kalmıyordu. Ülkedeki tüccarlar, levantenler, başka ülkelerin temsilcileri ve hepsinden öte de padişahın -çoğunluğu gaynmüslim-eşlerinin bulunduğu Harem Dairesi kimi zaman kanlı bir görünüm kazanan bu mücadele ve rekabette yerini alıyordu. Üstelik yıllar ve yüzyıllar geçtikçe bu rekabet bir kan davasına dönüşüyor, zamanla gerçek nedenler gözardı ediliyor, unutuluyordu.
Alıntı
Gerçi tüketimin sınırlandığı, ilkel toplumlarda rastlanan üretim-sizlik Osmanlı Müslüman tebasmı rahatsız etmiyordu. Gayrimüslim teba ise, Müslümanların kullanmadıktan dünyevi özgürlükleri kullanarak büyük servetler yapıyorlardı ve memnundular. Ama memnun olmayan bir grup vardı. Bu grup ise artık savaş meydanlarında, teknolojik bakıdan düşmana üstünlük sağlayamayan ve acı yenilgileri tatmaya başlayan mektepli (Enderunlu) aydın subaylar ve onların devlet içindeki uzantısı bürokratik / militer dokuydu.
Sayfa 139·Kitabı okudu
Alıntı