Fatih

Fatih
Frangar, non flectar
Kırım Hanları, siyasal bakımdan İstanbul'a, ekonomik bakımdan ise Azak tüccarlarına bağlıydılar. Azak tüccarları ise Londra ve Viyana ile iyi ilişkiler kurmuş bulunuyorlardı. Hatta Selanik, Azak ve Kudüs tüccarları aynı lisanı konuşuyor, bulundukları konumda siyasal iktidarı finanse ettikleri için, siyasetin belirlenmesinde de etkili oluyorlardı.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yeniçerilerin tüccarlarla (bezirgan ve tefecilerle) giderek dejenere olan ilişkiler kurmalarından rahatsızlık duyan Osmanlı yönetimi, bütün ilişkilerinde önce kendilerinin, sonra da ülke içindeki ve dışındaki cemaatlerinin çıkarlarını ön planda tutan Museviler hakkında olumsuz bir tavır takınmaya başlıyorlardı. Bu olumsuz tavır ise altın, gümüş ve ticaret işinden büyük servetler kazanarak ekonomik güç haline gelen aydın ve tüccar Ermenilerin işine yarıyor, onları giderek Musevilerin alternatifi haline getiriyordu. Nitekim bu alternatifleşme 18'inci yüzyılda büyük bir rekabete, 19'uncu yüzyılda ise kanlı hesaplaşmalara, siyasal ve ekonomik alanda entrika ve kavgalara dönüşecekti. Ancak Ermeni - Musevi hesaplaşmasından önce daha, 17'nci yüzyılın başında Osmanlı yönetiminde kanlı çatışmalar meydana geliyor, irin toplayan "Yeniçeri çıbanını" ilk farkeden Sultan / Halife 2'nci Osman (Genç Osman) bu ortamda yaşamını yitiriyordu.
Sayfa 130·Kitabı okudu
Alıntı
Kanuni devrinde ticaretle tanışan Yeniçeri Ocağı, Sami kökenli tüccar, bezirgan ve tefecilerin bu tür uygulamalarıyla giderek bozuluyordu. Tefecilerden gelen faiz gelirinin tadına alışan askerler, Musevilerle bu tür ilişki geliştiriyor, bankerler faiz borucunu ödemeyen tüccarlara karşı Yeniçerileri bir tür tahsildar olarak kullanıyorlardı.
Sayfa 129·Kitabı okudu
Alıntı
Ermenilerle Musevilerin ortak bir yanı bulunuyordu. Ermeniler de Museviler gibi birliklerini ve varlıklarını din sayesinde sürdürüyor, bu bakımdan cemaatlerin ortak karakterini yansıtıyorlardı. Her iki kavim de siyasal egemenliğe gereksinim duymuyor (belki de nüfus dezavantajı nedeniyle) başka kavimlerin siyasal egemenliği altında ekonomik faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Museviler (Bezirganca) al-sat işleriyle uğraşıp tefecilik yaparken Ermeniler hem ziraatle, üretim ve zanaatkarlıkla uğraşıyor, hem de önemli bir fınans güç teşkil etmelerine yol açan kuyum / sarraflık işiyle iştigal ediyorlardı. Museviler spekülatif işlerle büyük kazanç sağlayıp özellikle tefecilik nedeniyle sert eleştiri ve kanlı saldırılara hedef ölüyorlardı. Ermeniler ise kuyumculuk, sarraflık, çeşitli zenaatlar ve mimarlık nedeniyle diğer kavimler karşısında daha sempati uyandırıyorlardı.
Sayfa 125·Kitabı okudu
Alıntı
İslami dinsel yapının getirdiği sınırlı dünyevi yaşam -tasavvufi anlayış kaçınılmaz olarak (zaten jeoticari bir coğrafyaya sahip bulunan) Osmanlı toplum yapısında tüketime dayalı üretim zorlaması yerine, al-satçı tüccar / bezirgan yapıyı geliştiriyordu. Bu gelişme ise tüccar / bezirgan gayrimüslimleri finans bakımından güçlendirip, siyasi yaşamda etkin duruma getirirken, Halifenin dinsel dayanağını teşkil eden Müslüman tabanı ekonomik bakımdan çökerterek altından çekiyordu.
Sayfa 117·Kitabı okudu
Alıntı