Beni zaman nehrine istemeden atan kim, zamanı bana katan kim? Ben kime sorayım kendimi neredeyim,kimim diye. Bir bilinmezin,tahmin edilemezin içindeyim ne yana dönsem tanıdık bir şey yok. Yabancıyım olana,olacak olana nasıl bir varlıkta buldumsa kendimi,kendimde yabancı.Koymuşlar bir bedene işte bu sensin demişler başka bir şey yok,bedenim ağır geliyor ruhuma,dışarı taşma fikrinden alamıyor kendini. Dışarıda ne olduğundan haberi yok. Hiçlik işte dışarısı. Tamda bu yabancılaşma kendinden soyutlanma ihtiyacı kişinin anlamlı bir şey bulamadığını gösterir. Anlam göründüğü kadar kolay bulunan bir şey değildir. Anlamsızlaşan her şey kendini bilinmezin,hiçliğin ortasında bulur.
Bu zamanlar insanın en savunmasız anları,hata yapabilir dönemleri o yüzden atalet çöker üstüne,üstüne oturur bir şeyin,koltuk diyelim, günlerce orda dururda durur sonra bir ışık yanar hiç bir şeyi tanımıyorsanız ne yaparsınız? Tanışırsınız,tanışmaya hevesli kişiler genelde sizi olduğunuzdan daha yabancı halde bırakacak kişilerdir gerçek tanışılması gereken kişiler tanışmaya hevesli olmayan kişilerdir. Hayat iki zaman arasında oynamaktır bir bize katılan diğeri ise bizim katıldığımız ama zamanda neler yaparsak yapalım çocukça yıkarız yaptıklarımızı. Yıkarken yaparken zevk aldığımızdan daha çok zevk alırız çünkü yapmak yıkmaktan daha zordur,kolayı zevklidir. Bir gün son gelecek her şeyin sonu hiçlik her zaman kazanmalı ki mükemmellik göstersin kendini görecek kimse olmasada.Bazı bazı düşünürüm; hiç olsaydım nasıl olurdu diye bunu o zaman söyleyemem çünkü var değilim şuan bunu hayal ederim elbette ama yaşayamam varlığın paradoksunda hiç olunca var olmadığından nasıl bir şey olduğunu hiçliğimi yaşayamam. Bu nasıl bir bulantı kendime gelemiyorum,kendim nerde ki...
Bu aşamada bütün bilinenleri